Sevgilim İstanbul

A -
A +

Güzel olduğu kadar gizemli ve çetin; çekici olduğu kadar yorucu ve bunaltıcı, eski olduğu kadar yeniliklere açık olan İstanbul, hangimizin sevgilisi değil ki!.. Türk filmlerinin yükselişe geçtiği bir dönemde; bu hafta gösterime giren "Sevgilim İstanbul" filminin ilk anda ismiyle dikkat ve seyirci çekeceğini düşünüyorum. İnsanların olduğu gibi eserlerin de kendilerine özgü yazgıları var. Bu filmin yazgısı da şöyle: Kadın yönetmenlerden Seçkin Yaşar tarafından 1999 yılında çekilmiş. Yaşar'ın kendisiyle yapılan bir röportajda belirttiğine göre; prodüktör tarafından rafta kilitlenip gösterime sokulmamış. Sebebi Türk-Yunan ilişkilerine sembollerle atıfta bulunan filmin bazı kesimleri rahatsız edecek nitelikte olmasıymış. Uzun süren bir hukuki mücadeleden sonra gösterime giren film, Yunanlı bir gazeteci olan İrini(Karyofyllia Karabeti) ile Türk gazeteci Ali(Alptekin Serdengeçti) ile Paris'te başlayan aşk hikâyesi çerçevesinde yaşanan serüvenleri ve bu hikâyenin ardında yatan psikolojik gerçekleri işliyor. Türk- Yunan ve Bulgar ortak yapımı olan; Eurimages ve Kültür Bakanlığı destekli film, İrini'nin sevgilisiyle kavuşma heyecanını ve İstanbul'u tanıma arzusunu dile getiren konuşmalarıyla başlıyor, ilk anda seyirciyi sevdanın sıcak atmosferinde İstanbul'da turistik bir yolculuğa çıkartacağı heyecanına sürüklüyor. Ama iki sevgilinin Boğaz manzaralı küçük dairede haddinden fazla uzatılmış sevişme sahneleri, İrini'nin sık sık dile getirdiği İstanbul tutkusuna karşılık, "Sen varsın ya, İstanbul kimin umurunda?" diyen Ali'nin yapmacık aşık tavırları, yer yer zoraki diyaloglar bu heyecanı bastırıyor. İrini'nin babası 1964 yılında İstanbul'dan Yunanistan'a göç eden ve cunta devrinde tutuklanıp kayıplara karışan bir rumdur. Kızına küçük yaşta Türkçe öğretmiş ve anlattıklarıyla İstanbul'a karşı onda bir merak uyandırmıştır. Onca demokrat tavırlarına rağmen her Yunanlı gibi Fatih'in İstanbul'u fethinin travmasını yaşayan İrini, aslında gizemli bir kültür yolculuğuna çıkmıştır. Ayasofya ile başlayan kilise gezilerinde aslında kendi kültürünün izlerini takip ederek maziyi aramak, geçmişin gizemli dolambaçlarında kaybettiği babasından izler bulmaktır. Bu izleri zaman zaman sevgilisinin yüzünde bile yakalar gibi olup bocalar. Biz, İstanbul'un olanca kültür ve tarih mirasını sentezlemiş bir şehir olarak bize ait eserlerini de göreceğiz diye umut ederken, hikâye karmaşık bir hal alır. Bir mafya araştırmasını dizi halinde yayınlamayı düşünen Ali garip bir biçimde ortadan kaybolur. Kendimizi iş dünyası-mafya ilişkilerinin dolambacında, İstanbul'un arka mahallelerinin pejmürdeliğinde, insan ilişkilerinin karanlığında, baskı düzeninin korkutuculuğunda buluruz. Yönetmen Seçkin Yaşar: "Filmin demokrat mesajı Türkiye'deki belli kesimleri rahatsız edecek" diyor. Rahatsızlık veren tarafı; hiçbir umuda, güzelliğe ve ışığa yer vermemesi... Türkiye'nin demokrasi alanında ilerlemeler kaydetme gayreti içinde olduğu bir dönemde film, bu haliyle eskimişlik arz ediyor. Dünya barışı için sanatın, hele hele sinemanın büyük önem kazandığı bir sırada böyle bir filmle Türkiye için bu kadar karamsar tablo çizilmesini bir fırsatın kaçırılması olarak değerlendiriyorum. Onca emeğe ve beklentiye yazık olmuş diyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.