Onlar 21. yüzyılın çocukları... Kendi kültürlerinden soyutladığımız, bir ideal ve sorumluluk aşılayamadığımız; kimliksiz ve savunmasız küresel modalara, temelsiz ve dayanaksız olarak kültür emperyalizmine maruz bıraktığımız, tüketim hırsıyla beslediğimiz, bilgisayar oyunlarıyla baş başa bıraktığımız; cep telefonları, rock konserleri, dans, popstar türü yarışmalarla oyaladığımız; dışarının tuzaklarından koruyamadığımız çocuklar... Şimdilerde şiddet olayları sebebiyle fark edilip gündeme geldiler. Onlar için sempozyumlar düzenleniyor, tartışmalar, analizler, tahliller yapılıyor. Onların sorunlarını, kendi çocukluğunuzun dar dünyasının kıstaslarıyla anlamaya çalışıp çözümler üretemezsiniz. Dar görüş açılarıyla yola çıktığınızda varacağınız nokta ancak Kurtlar Vadisi'ni ağırlıklı olarak suçlu görüp bu diziyi yayından kaldırtmaktır. Yaşadığımız gerçekleri küresel gerçeklerden soyutlayamazsınız. Çağımız şiddet ağırlıklı bir karakter gösteriyorsa, büyükler çıkarlarını şiddet yoluyla gözetip, sorunlarını şiddet yoluyla çözmeğe kalkıyorlarsa; bu şiddet ögesi çeşitli biçimlerde filmlerde, TV dizilerinde, bilgisayar oyunlarında müzikte ve diğer sanat dallarında işleniyorsa; aile içi ve toplumsal ilişkilerde, seviyesiz birlikteliklerde patlak veriyorsa, medya şiddet içeren haberleri sadist bir iştah ile tekrar tekrar veriyorsa şiddet tohumlarının çocukların yüreklerine ekilmemiş olması imkânsızdır. Bir televizyonkolik olup kendinizi kaptırdığınız sulu eğlence programlarından, dizi müptelalığından başınızı kaldırıp da düşünün biraz. Bu şiddet tutkusu nasıl içimizde kök salıp küresel bir bela haline geldi? Şiddetin ilk kaba biçimi olan aile içi dayaklarda takılıp kalmayın, daha geniş çapta düşünün... ABD siyasetiyle paralel gelişme gösteren şiddet dozu yüksek Hollywood filmlerini, dövüşü sanat haline getiren Uzak Doğu filmlerini hatırlayın... Ve çocuklarınızın onları ne kadar büyük bir merak ve ilgiyle seyrettiğini... Tabii ki sadece bunlar da onların şiddete yönelmelerinin yegane sebepleri değil... Soğuk Savaştan sonra dünyayı ele geçirmeğe çalışan güç odaklarının silah tüccarlarının ekmeğine yağ süren dünyayı ele geçirme oyunlarını, dünyaya dayatılan kapitalist sistemin insanları madde hırsıyla nasıl birbirlerini yer hale getirdiğini, başta sevgi olmak üzere şefkat ve merhamet gibi insani duyguların nasıl köreltildiğini; vicdan'ın insanlık dünyasından nasıl sürüldüğünü, adaletin nasıl ulaşılması zor bir düş haline getirildiğini düşünün.. Neticede gözlerini hırs bürümüş, yürekleri nasır bağlamış, bilim ve teknolojiyi de tekellerine alan güçler oluşturdukları cehennem ortamına çocukları da çektiler, onlara da kıydılar. Ellerine tüfek tutuşturulup savaş ortamına atılan çocuklar gördük... Atılan bombalarla elleri, kolları kopan, kimyasal silahlarla ölen, serseri kurşunlara hedef olan, dövülen, sövülen, işkence gören çocuklar... Fitne odaklarının eylemlerinde ön saflara yerleştirilen, kinle, öfkeyle, nefretle yetiştirilen çocuklar... Soyguna, vurguna, hırsızlığa alet edilen çocuklar... Bunlar 21. yüzyılı karartan şiddetin ve sevgisizliğin çocukları... Küresel gerçekler bütün dehşetiyle bizi böylesine kuşatmışken, TV kanallarında her gün, her an ölme, öldürme, yakıp yıkma kareleri tekrar tekrar gösterilip ardından sanki hiçbir şey olmamışçasına vur patlasın çal oynasın programları sunulurken, yönetimler acz içinde kıvranırken; büyükler olarak bizler birbirimizi yiyip bitirirken çocuklarımızı nasıl koruyacağız, nasıl kurtaracağız? İşimiz zor!.. Gerçekten zor! Öncelikli olarak yapılması gereken; biz büyükler (aramızdaki her türlü çekişmeyi bırakarak) topluca seferber olup bu taze yüreklerdeki şiddet dikenlerini, ayrık otlarını ayıklayarak yerine sevgi tohumlarını ekebilmektir. Ebeveynleriyle, medyasıyla, sanatkarlarıyla, eğitimcileriyle, yöneticileriyle, iş adamlarıyla bu kutsal amaç uğruna samimi olarak iş birliğine var mısınız?