Geçtiğimiz hafta İstanbul'da yapılan "Toplumda Kadının Rolünün Güçlendirilmesi" konulu toplantıyı izleme fırsatı bulamadım ama edindiğim bilgilere göre Avrupa Birliği üyesi ülkeler ile Akdeniz havzası ülkeleri kadın bakanlarının katıldığı bu toplantıda söz alan bakanların konuşmalarından ortaya şu gerçek çıkıyor; en gelişmiş ve medeni sayılan ülkelerde bile aile içinde kadına şiddet uygulanıyor. İsveç'te kurulan "Cinsiyet Eşitliği Bakanlığı"nın öncelikli mücadele konularının başında aile içi şiddet geliyormuş. Oysa İsveç, kadın-erkek eşitliği konusunda en gelişmiş yasal düzenlemeleri yapan bir ülke... İsveç'te durum böyleyse, dünyanın geri kalmış ülkelerinde durumun vahametini varın siz düşünün! İçinde yaşadığımız korku ve zulüm çağında her alanda, her vesile ile pompalanan şiddet, öyle anlaşılıyor ki, aileyi de kıskıvrak ele geçirmiş durumda. Kadının eziyet ve horlanma gördüğü, şiddetin kol gezdiği aile ortamlarında yetişen çocukların ilerde sağlıklı bir toplum düzeni kurabileceklerine ihtimal veriyor musunuz? Yani sorun, küresel çapta yalnız bugünümüzü değil, geleceğimizi de karartıyor. Bu bakımdan sorunun ivedilikle ele alınıp çözümler üretilmesi ve tedbirler alınması gerekiyor. EUROMED Bakanlar toplantısı bu açıdan önemli bir adım diye düşünüyorum. Toplantının bence en ilginç ve umut verici yanı, kadın ve toplum meselelerinde yüksek düzeyde olmak üzere kadınlar arasında bir dayanışma sağlanması ve neticede bir ortak eylem planı hazırlamaları... Kadın, merkezi dışında olan; birilerini mutlu ettiği sürece mutlu olabilen karmaşık ve güçlü bir varlıktır. Bence kadın'ın sorunları çözme yolunda karşısına çıkan en büyük engel, yine kadındır. Kadınların her türlü zaaftan kurtularak bir konuda anlaşmaya varıp toplu bir dayanışma sergilediklerinde çözemeyecekleri hiçbir sorun yoktur. Unutmayalım ki, şiddet yanlısı erkekleri doğuran ve yetiştiren de onlardır. İktidarda olanları arka planda dolaylı biçimde destekleyen de onlar... Pasifize olmuş haliyle bile her şeyden sorumludur kadın. Tabiatta olağanüstü bir güce sahip olan kadın'ı, onurunu zedelemeden, yüreğini yaralamadan toplum içinde de bilinçli olarak güçlendirmek, saygınlığını arttırmak toplumların selameti için yasal ve ahlakî düzenlemelerden öteye vicdani bir görevdir. Kadın ve erkek; tabiatın bu iki muhteşem varlığı, iyi niyetle, karşılıklı sevgi ve saygı üzerine kurulmuş bir birliktelik içinde hareket ettikleri takdirde sağlıklı ve mutlu toplumlar oluşturulabilir. Yuvayı yapan, sağlıklı bir şekilde ayakta tutan dişi kuş, güven ve sevgiyle desteklenirse o kendine has olağanüstü gücüyle günü de kurtarır, geleceği de... İçinde yaşadığımız karanlık çağı, desteğini erkekten alan bir kadın eli ışıklandırabilir... İş, büyük ölçüde eğitime, analara ve medyaya düşüyor. Analar, her türlü komplekslerden arınmış olarak; kadın'a saygı ve sevgiyle dost ve gerçekten yar olan erkekler yetiştirebilirlerse, eğitim; ancak birlikte kurulan düzenlerin insana yakışır bir düzen olabileceğinin ilhamlarını verirse, medya; cinsler arasında ayrımcılığı magazin malzemesi yapmaktan vazgeçerse bu konuda sağlam bir temel atılmış olunur.