Yeni Türkiye Partisi'nin genel sekreteri sayın İstemihan Talay, basına verdiği bir demeçte siyasal çizgilerinin "sol" olmadığını belirtince buna en çok Başbakan sayın Bülent Ecevit şaşırdı. CNN Türk kanalında kendisiyle yapılan bir mülakatta: "Nasıl olur anlayamadım. İdeoloji olmadan demokrasi nasıl gerçekleşir?" gibilerden bir beyanatta bulundu. IMF'ye kayıtsız şartsız teslim olmuş, iktidarı sırasında halkı zam ve vergi yüküyle inim inim inletmiş Ecevit'in artık sol'la ilgisi ne? Anlamakta güçlük çekiyorum. Buna makul bir cevap verecek olan beri gelsin!... Öte yandan, hâlâ siyasiler arasında ve medyada sık sık telaffuz edilen, halkın kafasını karıştıran muğlak sol ve sağ kavramlarının günümüzde neyi ifade ettiğini ehil kişilerin açıklaması gerektiği kanaatindeyim. Uzaya açılımların söz konusu olduğu; daha insani yönetimlerin, daha vicdani ve şefkatli yaklaşımların gerçekleşmesi için bilinçlerin yükselmesi, bakış açılarının genişlemesi gerektiği bir çağda sihirli formülü, artık eskimiş sol ve sağ reçetelerde aramanın bir anlamı kalmadı. Üstelik bu eskimiş zihniyet, toplumu kamplara ayırmaktan, gençlik arasına nifak sokmaktan başka bir işe yaramadı. Şimdi, birçoklarının aradığı; adlandırmak için kelime bulmakta zorlandığı yeni bir zihniyet söz konusu. Ben kendimce bunu "bütüncüllük" diye adlandırıyorum. Kanaatimce bundan sonra demokrasi mücadelesi bu bütüncüllüğü tam olarak yakalamak isteyenler arasında geçecek. Öyle ya, bütüncül bir zihniyet olmadan nasıl gerçekleşecek "biri"nin "öteki"ne yaklaşımı? Evet, nasıl gerçekleşecek sağlıklı bir küreselleşme? Nasıl yerleşecek evrensel değerler? Siyasiler arasında bazılarının el yordamıyla da olsa, bu bütüncüllüğü aradıklarını gözlemliyorum. Sık sık telaffuz edilen "Türkiye'yi kucaklamak" sözü bu bütüncüllük amacının dolaylı bir ifadesi gibi geliyor bana. YTP Genel Başkanı Sayın İsmail Cem'in samimiyetle telaffuz ettiği "Türkiyemiz" sözü, Bayar'ın sık sık vurguladığı "merkezde makul çoğunluk" ifadesi bu hususta umut verici çağrışımlar yaptırıyor. Ama söz konusu bütüncüllüğü somut bir biçimde yakalayan siyasinin YTP'nin genel sekreteri İstemihan Talay olduğunu düşünüyorum. Sayın Talay, geçmişte Kültür Bakanlığı görevini çok başarılı bir şekilde yürüttü. Popülizme ve reklama kaymadan bütün Türkiye'yi kucaklayan bir yaklaşım sergiledi. Bütün kesimlere karşı adil, anlayışlı ve şefkatli olmağa çalıştı. Kapısını herkese açık tuttu. Basın müşaviri sevgili arkadaşım Nafiz Şahin'in bana anlattığına göre Talay, bakanlığının ilk gününde bütün personeli toplayarak bakanlık bünyesinde siyaset yapılmamasını, kimseye ayrımcı davranılmamasını söylemiş. Ekibi de onun bu isteğine uyduğu için başarılı oldu; müsteşar Fikret Üçcan ve yardımcısı Hüseyin Akbulut'un yönetiminde güzel işler yapıldı. Talay, Türk siyasetinde örnek alınması gereken bir modeldir. Öte yandan yenileşme ve siyaseti yeniden şekillendirme amaçlarını sık sık vurgulayan Cem'in genel başkan olduğu ve Talay'ın genel sekreterlik gibi önemli bir görevi üstlendiği YTP'nin, medyanın akıl almaz bir biçimde abarttığı, Kapitalizmin has hizmetkarı, sol'u birleştirme görüntüsü ardında bölen mi olduğu tartışmalı Derviş olmadan barajı aşamayacağı değerlendirmelerini gerçekci bulmuyorum.