Sol eşittir hümanizm mi?

A -
A +

"Sol benim için hümanizmdir" diyen Zülfü Livaneli, gazetedeki köşesinde, Yaşar Kemal'in evinde sohbet ettiği Fransa'nın eski kültür bakanı Jack Lang'ın da aynı görüşte olduğunu söyleyerek Lang'ın şu sözlerine yer veriyor: "Sol şovenist olamaz. Ama bugün şovenist solcular var. Sol aynı zamanda Avrupa'dır. Avrupa düşmanı bir sol da olamaz." Dengelerin alt üst olduğu; küreselleşmenin sadece sermaye boyutunun ağırlık kazandığı bugünün karmaşık dünyasında kavram kargaşasının yaşandığı da bir gerçek. Onun için bu sözler biraz havada kalıyor. Ayrıca, şimdiye kadar 'sol'un geniş kapsamlı ve tatmin edici bir tarifi de yapılmamış. Kendi içinde bölük pörçük... Öyle bir dağınıklık ki, solcu geçinenlerin bile çoğu "Hangi sol?" sorusunu tekrarlayıp duruyorlar. Tekrarlayıp duruyorlar da yine de geçerli bir cevap bulamıyorlar. Sol, Livaneli'nin benimsediği gibi hümanizm ise, şimdiye kadar yapılan sol eylemlerin, çekilen acıların açıklaması nasıl yapılacaktır? Kendinden başka bir görüşe hayat hakkı tanımayan tepeden bakışlar, kindar, sevgisiz, itici duruşlar, insan gerçeğini (sınırsızlığını göz önüne alarak) tam idrak edemeyişler, abus çehreler, en ufak bir şefkat parıltısı taşımayan sert bakışlar, sığ kamplaşmalar, özgürlük iddiası altında belirli kalıplar içinde düşünmeler neyin nesidir? Hümanizm, Avrupa'da 18. asırda yükselişe geçen; insanlık sevgisini en yüksek amaç ve özgürlük sayan doktrindir. Oysa "insana verilen değer ve insan sevgisi" bizim kültürümüzde, 13. asırda Yunus ve Mevlana'nın söylemleriyle zirveye çıkıp "Anadolu aydınlanması"nı oluşturmamış mıdır? İnsan sevgisini Yunus Emre, "Sen sana ne sanırsan ayruğa da onu san/Dört kitabın manası budur eğer var ise" deyişiyle evrensel boyutta ifade etmemiş midir? Bugün (sözüm ona medeni) batının söyleyip de beceremediği "farklı olanlarla bir arada yaşama ve ötekini kabullenme" olgunluğu en çarpıcı, en zirvede ifadesini Hz. Mevlana'nın: "Ne olursan ol, gel!" çağrısında bulmamış mıdır? Yani hülasa olarak diyeceğim; daha barışçı, daha medeni, daha adaletli bir dünyanın oluşturulması için vazgeçilmez bir temel olan gerçek ve samimi insan sevgisi bizim kültürümüzde; bizim özümüzde var. Bizim hatamız bu üstün değeri kaybetmiş; daha gerçekci bir ifadeyle köreltmiş olmamız. Entelektüel kafalarda sadece fikir olarak kalmayıp yürekle samimi ve deruni bir iş birliği içinde olan bu sevgi cevherini parlatarak evrensele taşıdığımız takdirde, küreselleşmenin insani boyutuna hayati bir katkıda bulunmuş oluruz ki; o zaman dünyada ne adaletsizlik, ne zulüm, ne yoksulluk, ne ayrımcılık ne de masum insanları hedef alan terör belası kalır... Unutmayalım, gerçek insan sevgisinin hükümran olduğu yerlerde vicdanlar iş başındadır...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.