Sorgulama...

A -
A +

Okuduğum kitaplarda rastladığım ilginç pasajları ve birtakım yazarların, filozofların dikkatimi çeken düşüncelerini not ettiğim eski defterlerimden birini karıştırırken "Yazar, yaşadığı çağa tanıklık eden kişidir" diye bir hüküm cümlesine rastladım. Hangi esere veya kişiye ait olduğunu yazmamışım. Her şeyi okursak, araştırırsak bilebileceğimizi sandığım o gençlik dönemlerinde demek ki bu cümle beni bir hayli etkilemiş. Oysa şimdi olanca yazar sorumluluğu ve namusuyla düşünüyorum. Yaşadığımız çağın hangi yüzüne tanıklık edeceğiz? Bize gerçekmiş gibi gösterilip de göz boyayan dış yüzüne mi; yoksa birtakım entrikalar ve gizli planlarla dolu iç yüzüne mi? İşimiz zor. Bu handikaptan bütünüyle çıkamasak bile belki bir çıkış yolu bulabiliriz. Neyle mi? Tabii ki sorgulamayla...  Söz gelimi Irak'ta yaşanan vahşetin (artık savaş kelimesi bile hafif kaçtığı için bu kelimeyi kullanıyorum) sebeplerini tam olarak bilebiliyor muyuz? Dünya jandarmalığına soyunan ABD ve İngiliz yöneticileri dünya halklarını aptal yerine koyup "Irak'a özgürlük ve demokrasi getireceğiz" diye hayâsız bir saldırıya geçtiler. Gerçek sebep Irak petrolünün üstüne yatmak mı? Ortadoğuya yerleşip dünya kontrolünü ele geçirmek mi? Medeniyetler savaşı başlatmak mı? Başta ilaç sanayii olmak üzere çok uluslu şirketlere destek olmak mı? Silah üreticilerinin yüzünü güldürmek mi? Dünya nüfusunu azaltmak mı? Hangisi? Yoksa hepsi birden mi?  Yeni dünya düzeni ve küreselleşme, yeni çağa girişle birlikte dünya gündemine dayatıldı. Üzerinde çok yazıldı çizildi, tartışıldı. Bazılarımız (ben de dahil) büyük bir iyi niyet ve pozitif düşünceyle yeni dünya düzeni denilirken insani değerlerin, demokrasinin şefkatin ve adaletin ağırlıklı etken olduğu daha yaşanılır, daha barışçı, daha yapıcı bir dünya hayalini kurmağa başladı. Küreselleşmeyi, birinin, ötekine ulaştığı; anlaşma, hoşgörü, uzlaşma ve karşılıklı alışveriş temeline oturan bir bütünleşme süreci olarak algıladık. ABD ve İngiltere'nin Irak'a saldırısına bakarsak, acaba yeni dünya düzeninden kasıt, gücü elinde tutanların dünyayı at koşturabilecekleri bir kanlı meydana çevirmek mi? Küreselleşme, sadece güçlü olanın yoksulların ülkesinde pazar kurması mı? Bu arada medyanın da asıl amacı kafaları karıştırmak, "ne kadar kafa karışıklığı o kadar kâr" zihniyetine hizmet etmek mi?  Sevgili okuyucularım, siz de, size dayatılanları olduğu gibi kabul etmeden önce okuyun, araştırın, düşünün ve sorgulayın... Sorgulama uyanışın başlangıcıdır. Aydınlık sabahlar dileğiyle...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.