Suya hasretliğin çağrışımları

A -
A +

Kavurucu sıcaklarda apartmanda bir gün sular akmadı. Hepimiz deliye döndük. İnsanoğlu böyledir; sahip olduğu nimetler kısa süreli de olsa elinden alınsa, yakınır durur. Eski zamanlarda suların günlerce akmadığını unutup şikayetlerimizle yeri göğü inlettik. Ya savaş zulmü altında binbir mahrumiyet; üstelik her an ölüm korkusu çeken insanlar ne yapsın? Her şeyi bir anda unuttuk. Kendi derdimize düştük. Yok efendim, bu modern zamanlarda insanlar bu kadar susuz bırakılır mıymış; boru tamirlerinin sırası mıymış... bir sürü şikayetle birbirimize dert yandık... Bendeniz evimizin esintisi eksik olmayan küçük balkonuna çıkıp kendimi serinletmeye çalışırken mavi, duru gökyüzüne bakarak suya hasretliği içeren mısraları hatırlamaya çalıştım. "Gözümde bir damla su deniz olup taşıyor Çöllerde kalmış gibi yanıyor, yanıyorum. Bütün gemicilerin ruhu bende yaşıyor; Başımdaki gökleri bir deniz sanıyorum..." Kesmiyor... Ardından, dilimin ucuna gelen bir türküyü mırıldanıyorum: "Suya gider allı gelin, has gelin Ayakların nokta nokta bas gelin..." Şiir dünyasına dalmaya gör; suya hasretlik, bedenin sıcakla kavrulmuşluğu, bağrı yanık âşıkların hasretliğini çağrıştırıyor; Rabia Hatun'un(!) çarpıcı mısralarını döktürüyorum: "Bir kasedir alev dolu gönlüm yana yana Men ta senün yanında dahi hasretem sana Yaşlar döken söndüremez ateşimi su Sunsan elinle kaanumu içsem kana kana!" *** Rabia Hatun'a ait olduğu söylenen bu mısraları gençlik yıllarımda ilk duyduğumda müthiş etkilenmiştim. Hemen not defterime o derin aşk hasretliğini emsalsiz bir biçimde vurgulayan mısraı kaydetmiştim: Men ta senün yanında dahi hasretem sana... Âşıkların kanına, iliğine işleyecek kadar derin bir ifade gücüne sahip olan bu mısraın sahibi Rabia Hatun kimdir, nasıl bir kadındır; ne türlü bir yürek yangını yaşamıştır diye merak edip durmuştum. Dil özelliğine bakılırsa onu bir Azeri güzel olarak tahayyül etmiş; şiirinin bir başka kıtasında yer alan: "Olsandı sen sema, olsandı sen heva/Alsamdı ben seni dem dem, nefes nefes" dizelerindeki cesur ve veciz söyleyişine hayran kalmıştım. Kimdi duygu dünyası bu kadar derin Rabia Hatun? Merakımın peşinde gitmiş, sonunda bir sürprizle karşılaşmıştım. Rabia Hatun şiirlerinin gerçek sahibi bir erkekti! Tarihçi İsmail Hakkı Danişment, bu şiirleri, eski devirlerde yaşamış bir kadın şaire izafe ederek yazmıştı. Hepsi kırk bir kıta tutan, çok sevilip ağızdan ağıza dolaşan bu şiirleri 1961 yılında yayınlanan bir kitapçıkta toplamıştı. Danişment'in takma isim olarak bir kadın ismini seçmesi ilginç ve düşündürücü. Kim bilir, belki de şiirimizdeki erkek hakimiyetine karşı kadın duyarlılığından örnekler vermek gayesini gütmüş olabilirdi. Sanatın ilham kaynağına kimin aklı erer ki? Önemli olan "ölümsüz" mısralar söyleyerek, yürekleri onikiden vurmaktı. Danişment bunu başarmıştı... Ve benim suya hasretliğim bu mana pınarında geçmişti...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.