Geçtiğimiz günlerde Serdar Turgut'un "teknokratlar hükümeti" önerisinin internette % 58 oranında destek bulması üzerine Fatih Altaylı, kendi köşesinde şöyle bir yorum yaptı: "Ülkede siyasetçiye duyulan nefret o kadar yoğun ki Serdar'ın önerisine verilen destek az bile kalıyor. Biz eğer bu nefretin temelinde sistem değişikliği talebinin yattığını düşünüyorsak çok yanılırız. Geniş ve eğitimsiz halk yığınları sistemi sorgulamaktan bile acizler. Sakın ola ki Türk halkının siyasetçiden nefretinin temelinde akılcılık, demokrasi ve çağdaş toplum düzeni talebinin yattığını sanmayın. Tek neden açlık." Büyük ölçüde Altaylı'ya hak vermeme rağmen, kullandığı hüküm cümleleri ister istemez mevcut durumdan sadece halkı sorumlu tutmağa götürüyor ki, bunu ben biraz insafsız buluyorum. Çünkü, değişik oranlarda herkesin her şeyden sorumlu olduğunu düşünüyorum. Hem de büyük, küçük; sen, ben demeden... Evet, okumayan; düşünceden ve düşünmekten hoşlanmayan bir toplumuz. Bir öğretmen sıfatıyla gözlem ve tecrübelerime dayanarak ifade etmeliyim ki, toplumumuzun geleceği olan gençlerimizin çoğunluğunun da kitapla, okumakla pek ilgileri yoktur. Onları düşünce üretiminin gereklerini yapmaya, düşünmeye zorladığınızda pek rahatsız olurlar. Bu üzücü gerçeği her fırsatta dile getiriyorum. Ancak, sebep-sonuç ilişkilerini gözeterek, analizci bir tutumla olaya yaklaştığınızda onları da tek başına sorumlu tutamıyorsunuz. Toplumsal olaylar birbirleriyle bağlantılı oldukları için birinde görülen bir aksaklık ister istemez diğerlerini de etkiliyor. Tıpkı birleşik kaplarda olduğu gibi... Sağlam bir temel oluşturmak ve sağlıklı yönlendirme gücüne sahip olmak açısından eğitim sistemimizi ve medyayı ben şahsen birinci derecede sorumlu tutuyorum. Siz, eğitim adına özgüveni geliştirip bilgiyi kullanmayı ve çağdaşlığı öğreteceğinize bilgi depolamayı ve kafa yormayı hedef alırsanız elbette sonuçta kitap yüzü bile görmek istemeyen nesiller yetiştirirsiniz. Ama gelin görün ki milli eğitimimiz şöyle bir kıpırdanıp da kendi bünyesinde bir özeleştiri yapmıyor, "yeniden yapılanma" eğilimi göstermiyor. Öte yandan medya, o büyük etki gücüne rağmen sizce doğru mu kullanılmakta? Yazılı basın, siyasete ve popülist kültüre yönelmiş. Ya TV kanalları?.. Farklı mı? Kavga, kısır çekişme, yargısız infaz, felaket tellallığı yapan haberlerinizle, laf ebeliğine dönüşen açık oturumlarla sinirlerini adam akıllı gerdiğiniz yorgun halkı, sulu televole ve dedikodu programları, birkaç bitirim şarkıcının şımarık gösterileri, feleğin çemberinden geçmiş şovcuların şaklabanlıkları, mankenlerin bitip tükenmez aşkları ve entrika dizileriyle oyalamağa devam ederseniz bu toplumdan akılcılık adına, demokrasi ve çağdaşlık adına ne beklersiniz? Artık birbirimizi değil, kendimizi eleştirme; toplumsal silkinme ve çağın icaplarına göre "yeniden yapılanma" zamanıdır. Yoksa nereye baksak manzara belli: "Tencere dibin kara, seninki benden kara