Televizyon kanalındaki haberde spiker heyecan ve korku karışımı bir sesle "Toroslar yanıyor" diyordu. Zaten nicedir sevdiğini kaybetmenin yangınıyla kavrulan yüreğimi daha bir alev sardı. Görüntüde yanan güzelim ormanlar, varını yoğunu kaybetmenin acısıyla ağlaşan, çırpınan köylüler... Toroslar, dendiğinde, 1977 yılında Kültür Bakanlığı adına sadeleştirme çalışmasına girdiğim "Cenupta Türkmen Oymakları" isimli folklor eserinin sahibi Ali Rıza Yalgın'ı hatırlarım. 1929'lı yıllarda, eşek sırtında çıktığı Toroslar'da yaşayan Türkmenlerin hayatını anlattığı eserinde, şair ruhunun verdiği heyecanla dağların, ormanların güzelliğini uzun uzun tasvir ederdi. İmladan, noktalamadan ve cümle bilgisinden yoksun, iç içe geçmiş cümleleri bir düzene sokmak için az çaba harcamamıştım. Bu çabanın sonucunda yüreğimin bir köşesinde muhayyilemi kamçılayan Toros hayranlığı ve merakı yerleşmişti. Yıllarca bu muhteşem dağları gezmek, Yalgın'ın durduğu yerlerden manzara seyretmek için hep bir sebep ve fırsat kolladım. Ama bulamadım. İşte hep ertelemenin ve fırsatları oluşturma konusunda gayret göstermemenin sonucu... Bir güzelliği görmekten mahrumiyet! Antalya, o efsanevi şehir, zümrüt kolyesini kaybeden çıplak dağlarıyla baş başa kaldı şimdi. Orman vasfını kaybeden alanlar kimbilir kaç iş adamının, vurguncu yap-satçının beş yıldızlı, yedi yıldızlı otel kondurma, golf sahaları açma iştahını kabartıyordur. Kim bilir! Bu yazıyı yazmaya başladığım zamana kadar yangının çıkış sebebi henüz belirlenememişti. İstanbul'a suyu getiren adam olarak tanıdığımız Orman ve Çevre Bakanı Veysel Eroğlu'nun da vurguladığı gibi asıl sebep insanların çevreyi koruma konusunda vurdumduymazlıkları, ihmalleri... Geçmiş olsun demek için telefon ettiğim Antalya Belediye Başkanı Menderes Türel, "İçimiz yanıyor..." dedi. Sesi son derece üzgün ve hüzünlüydü. Nasıl olmasın? O, Antalya'yı güzelleştirmek için gece gündüz çalışan adam... Ormansız bir kent, manasından soyutlanmış yarım güzellik... Her bir ağaç canlı efsane... Efsaneler çöktü... Kol, kanat kırıldı...