Bütün türküler gönül tellerinizi titretir durur, ama bazıları vardır ki, ne zaman dinleseniz veya mırıldanmaya kalksanız gözyaşları sicim gibi akar yanaklarınızdan. Öylesine anlamlı ve dokunaklıdır. Benim de böylesi bir türküm vardır: Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler Anasının bir tanesini hor görmesinler Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özlerim Hem annemi hem babamı Ben köyümü özlerim... Bu türkünün yalnız beni ağlattığını sanırdım, zamanla gördüm ki dinleyen pek çok kişiyi ağlatıyor. Sebebini düşündüm bir süre. Galiba hepimizin içine bir ezilmişlik duygusu sinmiş. Her birimiz yalnızlığın tek kişilik adalarındayız. Her birimizin yüreğinde bir kanayan yara var; bitmeyen hasretlerle için için kavrulup durmaktayız. Aşıklar, bize üç dertten bahsetmişler; bir yoksulluk, bir ayrılık, bir ölüm... İnsan yüreği kördüğüm oysa; nice söylenmiş sözlerin zehri, söylenmemiş sözlerin acısı var, derin sızılara sebep nice haksızlıklar var; nice adaletsizler, nice kayıtsızlıklar, nice çaresizlikler, maddi manevi nice zulümler var; bilerek bilmeyerek yapılan nice manevi işkenceler var; nice ihanetler, nice kalleşlikler, nice yalanlar, nice umutsuzluklar; nice yalnızlıklar var... Kederin ilmik ilmik dokunduğu, nice bitmek bilmeyen geceler, gözyaşlarından kör olan gözlerin fark edemediği nice sabahlar var. Ve bütün bunların geride bıraktığı tortu... Bunun yanı sıra coşkular, sevinçler var, bayram havası estiren vuslatlar, gülmeler, çılgınlıklar, eğlenmeler var. Halden hale geçiş, daldan dala konuştur insanoğlunun yaşamı. Ve bunları en içten aksettiren de türkülerdir. Popüler parçalar körüklene körüklene saman alevi gibi parlar zamanın yeliyle kaybolur gider... Türküler öyle midir? Zamana göğüs gererek insanla birlikte yaşar; çünkü canlıdır, doğaldır, sahicidir... Türküleri dinlerken duygulanışlarımız, hüzünlerimiz, coşkularımız en insani yanımızdır. Ve bir türküyü dinlerken, söylerken ağlıyorsak; bu, yalnız kendi nefsimizden ve kederimizden değildir; akıttığımız gözyaşları ortak duyguların vicdana yansımasıdır. Gelin olup aşrı aşrı memlekete giden; annesinin bir tanesi olup da hor görülen biz değilizdir ama o halet-i ruhiyeyi biliriz. Hor görüşlerin ince sızılarını can evimizde hissederiz. Türkülerle birbirimizi anlarız, türkülerle bağlanırız. Bilmem daha fazla söylemeye gerek var mı? > Bir Kitap KOD ADI SİMLİ PEMBE Son zamanlarda dünyanın ve ülkemizin bitmeyen sorunlarıyla dertlenirken hep ak ve kara renkler arasında gidip geldik. Kuantum mantığıyla zaman zaman grileri keşfetmeye zorlandık. Gazetemiz yazarlarından Halime Gürbüz, pembeyi de görmemizi sağlayan, hayatı ti'ye alan mizah ağırlıklı yazılarıyla bizi pembe dünyalara çekmeye çalıştı. Babıali Kültür Yayıncılık yayınları arasında çıkan Kod Adı Simli Pembe kitabıyla bizi eğlendirirken düşündürecek bir dünyanın kapılarını açıyor. Okumanızı tavsiye ederim.