Yeni dünya düzeninde, barışı ve dostluğu sağlamak adına farklı kültür ve medeniyet çizgisinde olanlarla bir arada kardeşçe yaşama olgunluğu aşılanmaya çalışılıyor ama yine de derinden derine sürekli olarak öteki oluşturmak; ötekini dışlamak alışkanlığından vazgeçilemiyor. Bu yüzden insanoğlu derin sancılardan kurtulup da bir türlü barışa ve huzura kavuşamıyor. Yazıma konu olarak aldığım ve seyretmenizi tavsiye edeceğim üç filmin ortak noktası öteki'nin trajik serüvenini işleyip seyirciyi onu anlamağa zorlaması. The İmam adını duyduğumda ilkin sorup soruşturmadan yabancı film sandım. Ancak, basın gösterimine gittiğimde yerli film olduğunu öğrendim. Yönetmeni İsmail Güneş'e neden The İmam adını kullandığını sorduğumda önce güldü; sonra dilimizin kirletilmesine bir tepki olduğunu söyledi. Kanaatimce ardında ancak yabancı filmlere ilgi duyan seyirciyi çekme gibi derin bir amaç da olabilir. Senaryosunu, yazılarını Sabah gazetesinde ilgiyle okuduğumuz Ömer Lütfü Mete arkadaşımız yazmış. Yazılarında sık sık öteki kavramını ele alan; öteki'nin sürekli mağduriyetini dile getiren Mete, toplumsal önyargılarla dışlanan bir imam-hatipli'nin dramını işlemiş. Konusu özet olarak şöyle: İmam-hatip kökenli bir bilgisayar mühendisi ve başarılı bir iş adamı olan Emre, toplumun egemen kesimlerinde imam-hatiplilere gösterilen aşağılayıcı yaklaşım yüzünden çevresindekilerden imam-hatipli olduğunu yıllarca saklar. Hasta bir arkadaşının, kendisini iş yerinde ziyaretiyle gerçek ortaya çıkınca, ilkin şaşıran Emre, bir süreliğine iş hayatının amansız çarkından sıyrılıp hasta arkadaşının köyüne; onun yerine imamlık yapmak üzere gider.Tarık Buğra'nın Küçük Ağası'nı hatırlatan olumlu, Allah'a sevgiyle yaklaşan, hoşgörülü çağdaş bir imam modeli olarak karşımıza çıkar. Yalnız imam-hatiplilerin değil, herkesin ilgiyle seyredeceği, sıcak ve insani mesajları olan bir film. *** Vaat Edilen Cennet, Filistinli intihar komandolarının psikolojik durumlarını bütün çıplaklığı ile gözler önüne seren; Arap-İsrail ortak yapımı sarsıcı bir gerilim filmi. Çocukluk arkadaşı olan Filistin'li, işsiz ve umutları yitik Khaled ve Said, Tel Aviv'de gerçekleştirilecek bir saldırıda intihar bombacıları olarak görevlendirilirler. Vücutlarına bombalar bağlanarak sınıra gönderilirler. Ama operasyon planladığı şekilde gitmez ve iki arkadaş geri dönmek zorunda kalırlar. Ancak, birbirlerinin izini kaybederler. Artık kendi vicdanlarıyla baş başa kalıp kaderleriyle yüzleşirler. İşgal altındaki bir ülkenin çaresiz kalmış insanlarının yaşadıkları travmayı daha önce Kenize Murat'ın Ortadoğu röpartajlarını topladığı "Toprağımızın Kokusu"kitabını okuduktan sonra daha iyi anlamıştım. Vaat Edilen Cennet filmi de bunu sinema boyutları içinde anlatmağa çalışıyor. Nablus'da çok zor şartlar altında çekilen filmin amacı yönetmeninin de belirttiği gibi; bir tartışma ortamı oluşturmak ve görünmeyenlerin hikayelerini görünür yapmak... Film, bu amacına ulaşmış. Göz göre göre haksızlığa uğratılan; toprakları işgal edilip de bir köşeye kıstırılan, yoksulluk ve çaresizlik içinde bırakılan onuru kırılmış bir toplumun içinde bulunduğu durumu; dünyanın acılarına duyarsız kaldığı insanların kurtuluş adına ne tür çıkmazlara sürükleneceği bundan daha çarpıcı bir biçimde anlatılamazdı. *** Size üçüncü olarak tavsiye edebileceğim film, Fransa-Brezilya-İsrail-İtalya ortak yapımı olan Bir Şans Daha... 80'lerin başında kıtlık ve açlık sebebiyle Sudan mülteci kampına yerleştirilen Etyopyalı Yahudilerin 1984'de Musa Operasyonu ile İsrail'e getirilişleri sırasında, annesinin kafileye gizlice soktuğu Schloma isimli bir Hristiyan çocuğun İsrail'de yeni kimlik edinişindeki zorlanmaları; bu yüzden çektiği sancıları ve karşılaştığı sorunları anlatan son derece etkileyici ve duygusal bir film. Görmenizi tavsiye ettiğim bu üç film, esasen derin acılarla dolu insanlık tarihini daha iyi anlamamızı sağlamakta sinemanın hayati rolünü vurgulayan önemli eserler. Üçünü de kaçırmayın derim.