Biliyorsunuz; Ufuk, Beykoz sırtlarında, Poyrazköy mevkiindeki Medya Ormanında benim kendi elimle diktiğim ladin ağacım. Zaman zaman mektuplaşırız. Uzun süredir ondan haber yok. Bende de bir koşuşturma, dünya meselelerini takip etme sıkıntısı... İnsan, nerdeyse kendisini unutuyor. Son zamanlarda gecenin bir vaktinde rüzgar uğultusuyla uyandığımda, Ufuk'un iniltilerini duyar gibi oluyorum: "Dost!... Dost!" İlkin, bu çağırışları bir özlemin sedası diye yorumladım. Ama acı yakarış edasından onun bir derdi olduğunu anladım. Nicedir kapalı olan gönül kanalımız açıldı da neler olup bittiğini anlama imkanı buldum. Hıçkırıklarla şöyle diyordu Ufuk: "Biz ağaçlar çok kötü günler geçiriyoruz. Hani kara kışın soğuğundan, karından, poyrazından, yürek üşütücü yalnızlığından da beter günler... Kuş gribi salgını dolayısıyla insanlarda gittikçe artan kuş korkusu ve yaygınlaşan kuş düşmanlığı yüzünden kuşlar, bütün bütün bu diyarı terk etme telaşı içindeymiş. Bütün dünya ormanlarında Türkiye'deki tavukların canlı canlı gömüldüğü, ateşe verilen sazlıklarda kuşların yanarak öldüğü haberleri konuşuluyormuş. Bir yerde kuş görülmeye görsün, telaşla kovalanıyormuş. Hepsinin canı ağzında. Bir anlığına dallarıma konanlar, eskisi gibi tatlı tatlı sohbet etmiyorlar. "Artık buraların tadı kalmadı" deyip "Pırr" diye havalanıveriyorlar. Yakın zaman içinde hiçbiri gelmeyecek; bunu seziyorum. Onlar olmasa ormanların tadı, bir ağaç olmanın anlamı kalır mı? Birbirimizden nasıl haberdar olacağız, hele hele bahar günlerinin keyfini nasıl yaşayacağız; zararlı böceklerden nasıl kurtulacağız Ormanda yas var. Sevgisizliğin kara bulutu üzerimize üzerimize geliyor. Önceden dünyadaki doğal kaynakların gitikçe kuruması yüzünden kahırlanırdık. Şimdi, kendi derdimize düştük. İnsanoğlunda sevgi tükendi mi her yanı şiddet kaplar. Atalarımız sonumuz yakındır deyip duruyorlar. Ben, küçük ladin ağacı, hayatımın daha baharındayım, henüz yaşamanın tadına varamadım. Yaşamadan ölmek istemiyorum!.. İstemiyorum!" Derdini uzun uzun anlattı durdu Ufuk. Ne diyeyim? Haklıydı. İnsanoğlu, kendi tedbirsizliklerinin acısını hunharca hayvanlardan çıkarıyordu. Sevgi'nin bütünlüğünü bir türlü idrak edemiyor, bu bütünlüğü korumanın sorumluluğunu duymuyordu. Kuşlarsız bir hayat, kuşlarsız bir medeniyet, kuşlarsız özgürlük hayalleri olabilir mi? *** Geçen yıl, Orman Bakanı Osman Pepe ile bir toplantıda karşılaştım. Kendisine Ufuk'tan, ağaç ve orman sevgisini işleyen mektuplaşmalarımızdan bahsettim. Haberi olmadığı gibi pek ilgilenmedi de. Haliyle üzüldüm. Bu mektuplaşmalar sebebiyle bana ödül veren İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü kendisini haberdar edebilirdi diye düşündüm. Birileri Ufuk'un (daha doğrusu biz bütün hayvanseverlerin) derdini anlatan bu yazıdan inşaallah Orman Bakanını haberdar eder. Sayın Pepe, bu defa ilgilenir de Tarım Bakanlığı ile birlikte bu derde acil bir çare bulur diye ümit ediyorum. Ben, kuşlarsız bir hayat düşünemiyorum. Ya siz?