Amerika'nın bir süreden beri Mars'ta yerleşim projeleri ürettiği biliniyor. Basında çıkan son haberlerden öğrendiğimize göre; Amerikan Ulusal Uzay ve Havacılık Kurumu NASA'nın Mars'a gönderdiği uzay aracının dünyaya yolladığı fotoğrafları inceleyen bilim adamları, Kızıl Gezegende, yüzeye çok yakın bir derinlikte donmuş su rezervleri bulunduğunu tesbit etmiş. Bu su sayesinde tasarlanan kolonileşme projeleri tahmin edilen ve hesaplanan süreden de daha kısa zamanda gerçekleşebilecek. Yıllardan beri seyrettiğimiz uzay filmlerinde sürekli olarak kendisini gelecekte dünyalıların lideri olarak lanse eden Amerika, rüyalarını gerçekleştirmede dev adımlarıyla ilerleyecek. Daha önceden uzay yolculuklarına hazırlanan, uzay otelleri projeleri yapan gözü açık dev şirketler bizim muhayyilemizi zorlayan nice projeler üretip hayata geçirecekler. Bu şaşmaz bir kaide çalışan kazanıyor. Uzağı görebilenler, büyük düşünenler, bilimsel merakı sürekli olarak kamçılayarak ideallerine kendilerini adayanlar geleceğe hakim oluyorlar. Eloğlunun aya gittiği bizim ise yaya kaldığımız şu zamanda; birbiri ardınca patlayan yanardağları, binlerce can alan depremleri, sel felaketleri ve gittikçe artan küresel ısınmayla "bitiş" sinyalleri veren şu ihtiyar ve köhne gezegende biz sade dünyalılar olarak bırakın uzağı görmeyi, gözümüzün önündekini bile görmekten ne kadar uzağız. Kendimizi bitmez tükenmez umutsuzluk kıskacında, kriz batağında; bir toplum için felaket demek olan sosyal çürümeğe teslim etmişiz. Silkinip kendine gelme derlenip toparlanma hususunda hiçbir gayretimiz yok. Yüzyıllar boyu kendisini var eden, anlamlı ve güçlü kılan kültüründen soyutlanmış, manevi melekelerini yitirmiş bir tolum olarak yönlendirilişimiz sadece Tarkan'ın bel kıvırışlarına omuz titretişlerine şarkıcıların tavernalardaki vur patlasın, çal oynasın havalarına parasızlıktan bittik bitiyoruz, öldük ölüyoruz derken TV kanallarında günlerce reklamı yapılan konser mekanlarına insanların akın akın gelerek oluşturduğu izdihamı gidin, görün; "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" diye şaşarsınız. Öte yandan gelecekle ilgili düşüncelerimiz koyu bir karamsarlığın yanı sıra, "ben"imizle ve kendi küçük dünyamızda sınırlı. Öğrenciysek en parlak gelecek rüyamız okulu bitirmek, iş bulmaktır. Çalışan isek, rahat ve sağlıklı emekliliğe kavuşmaktır. İş adamıysak, sermayemizi genişletmektir. Kendi sınırlarımızın dışına taşmak, büyük düşünmek, yararlı merakları ateşlemek, ideallerimizi ve hobilerimizi geliştirmek, kendimizi bir şeylere adamak gibi kaygılarımız ve gayretlerimiz yok. Onun için hemen hemen her TV kanalında karşımıza çıkan bir reklam filminde Cem Yılmaz'ın 2053 yılında bile hâlâ ben merkezli espriler yapması bize yakın ve sempatik geliyor. Ufuk darlığı karakterimizin bir parçası olmuş ne yazık ki...