Sevgili okuyucularım, şiiri ne kadar sevdiğinizi son iki yazım dolayısıyla bana gönderdiğiniz fakslardan ve e-maillerden anladım. Güzel güzel kendinizi anlatıyorsunuz, güzelim şiir denemelerinizi gönderiyorsunuz; özel cevaplar bekliyorsunuz; iyi de, bana "Halin nicedir?" diye sormuyorsunuz. Şiir, insanın yüreğinde filizlenmeye görsün, kısa zamanda bir de bakıyorsunuz sarmaşık gibi her yanınızı sarmış. İşte, böylesi bir haldeyim... Biraz önce radyoda son günlerin popüler şarkısı olan: "Güz gülleri gibi hiç bahar yaşamadım"ı (bence en iyi söyleyen) Hakan Taşıyan'dan dinledim. Benim sarmaşık bir büyüdü, bir büyüdü ki sormayın... Hal-i pür melalimiz üzerine bir yazı yazmaya hazırlandığım sırada sesi ve sözüyle yürekleri hep ince ince sızlatan Aşık Veysel'den mısralar geldi dilimin ucuna: "Uzun, ince bir yoldayım; gidiyorum gündüz gece Bilmiyorum ne haldeyim; gidiyorum gündüz gece..." İçinde bulunduğumuz durumun ve halimizin çarpıcı ifadesini bazı mısralarda bulunca sarsılıyoruz.Onun için bazı mısralar ölümsüz ... Tıpkı ölümünün 28. yıldönümünde andığımız Veysel'in bu şiirinde olduğu gibi. "Uzun, ince bir yol"dan kasıt meşakkatli yaşam aslında. Ama artık moda oldu; dilimizin ucuna "uzun, ince bir yoldayım" diye dolandı mı, aklımıza hemen AB'ye tam üyelik serüvenimiz geliyor. Biliyorsunuz, geçtiğimiz günlerde Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne taşıyacak Ulusal Program, Bakanlar Kurulu'nda görüşülüp kabul edildi. Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, "Türkiye'nin kurtuluşu" diye tanımlanan programı açıkladı. Kemal Derviş'in Ulusal Ekonomik Programı'nda olduğu gibi bu program için de halkın desteği bekleniyor. Oysa halk, kendi geçim derdine düşmüş; tarifsiz sıkıntılar içinde. Gelecekle ilgili vaatler ne kadar parlak olursa olsun, kolay kolay ilgilenmiyor, umutlanamıyor. Gününü kurtarmakta zorlanan insanlar, ne yazık ki geleceği kurtarma planlarına karşı ilgi ve heyecan duyamıyor. Ulusal Program'da belirlenen hedefler, aslında çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı hedeflemiş Türkiye'nin çoktan gerçekleştirmiş olması gereken reformlar. Avrupa Birliği'ne üyelik olsun olmasın, Türkiye bunları yapmak zorunda. Ama gelin görün ki şimdiye kadar gelip geçen iktidarların zaafları, siyaseti kişisel palazlanma aracı olarak gören çapsız siyasiler yüzünden bunları gerçekleştirememiş. Her şeyden önce kendi içimizde yol alamamışız. Geçmişten itibaren şöyle bir yaşadıklarımızı düşündüm; hep kavga, hep tartışma, hep kısır politika çıkmazları. Önce parti kavgaları, sonra ideolojik kavgalar, ihtilaller, terör... Öz kültüründen soyutlanarak içi boşaltılan insanlarımızın şimdiye kadar yaptıkları şey çağdaş uygarlık yolunda ilerlemek değil, hep birbirini yiyerek, birbirini tüketerek olduğu yerde saymak... Önce, kendi içimizde yeniden yapılanarak taze bir güçle doğrulmadıkça her şey lafta kalacak, hep hayallerde emekleyeceğiz... "Uzun, ince bir yoldayım..." diye yanık bir türkü tutturuşum ondan.