AB'ye tam üyelik müzakerelerinin başladığı 3 Ekim tarihinde sabahtan gece yarısına kadar televizyon seyretmekten, yorumlar dinlemekten bitap düştük. Ertesi gün ,sanki her şey olmuş bitmiş de, tam üyelik gerçekleşmiş gibi gazetelerde bir bayram havası estirildi. Biz, böyleyiz işte! Coşkularımızı, sevinçlerimizi çocuklar gibi hep peşinen yaşarız. İstediğimizi elde ettik, günü kurtardık diye zıp zıp zıplarız. *** Kimsenin sevincini kursağında bırakmak gibi bir niyetim yok ama sevgili dostlar, asıl zorluk, asıl mücadele şimdi başlıyor. "İşte Avrupa'ya girdik! Oh oh ne ala! Biz keyfimize bakalım; kimimiz iç bade güzel sev alemine dalsın, kimimiz birer televizyonkolik olarak kendini dizilere, televole programlarına kaptırsın!" diyecek halde değiliz artık! İşimiz zor, hem de çok zor! Yediden yetmişe kadar hepimiz büyük bir sorumluluk altına girdik. Hep uzun, ince bir yol diyoruz ya, bu yolun daha başındayız. Sizi bilmiyorum ama ben, kendimi çok yorgun hissediyorum. Artık mesele AB taraftarı olmak veya olmamak değil! Tuzaklarla dolu olan bu yolda birbirimize dayanarak alnımız ak, yüzümüz pak; güvenli ve sağlam adımlarla, ihtiyatla yaralanmadan, berelenmeden ilerlemek; AB sofrasına ilişerek,yamanarak değil; şan ve şerefle oturmak! İlk adımı atıncaya kadar ne üzüntüler çektik, ne gönül yaraları, ne onur zedelenmeleriyle sarsıldık, ne tuzaklara düştük, ne köşeye sıkıştırıldık... hatırlayın! Dün, dündür; bugün bugün deyip omuz silkerek geçmeyin hemen! Biraz gerçekçi olun, olgun davranın! Yarınlarda buna benzer duygu iniş çıkışlarını tekrar yaşayacağız! Bir anlık gaflet ve zaafiyet bizi uçurumlara sürükleyebilir; Lozan'ı kendi elimizle feshetme noktasına getirebilir; "Ne olursa olsun, yeter ki AB üyesi olalım" teslimiyetçiliği ülkemizi bölünme eşiğine getirebilir. Ermeni soykırımı iddialarına Kurtuluş mücadelemizde de soykırım yapıldığı iddiaları eklenebilir. Bünyesinde çeşitli kompleksler barındıran; derin çıkar hesapları güden kimi üye ülkeler fırsattan istifadeyle bizden abuk sabuk isteklerde bulunabilir. Zaman, rehavet zamanı değil! Sevinçten havalara zıplama zamanı da değil! Önümüzde on yıl gibi uzun bir müzakere süreci var. O zamana kadar "Allah kerim!" diyerek bu işi zamanın akışına bırakmayalım! Tabii ki Allah kerim! Ama Allah insana, akıl, izan veriyor, tedbiri elden bırakmamayı öğütlüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, müzakerelerin başladığının daha ertesi günü kültür devrimi yapmamız gerektiğinden bahsetti. Kültür devriminden kasıt nedir? Kendi kültür değerlerimizden vazgeçip batının kültür değerleriyle donanmak mı? İsterseniz şöyle soralım; kendi kendimiz olmaktan vazgeçip batılı kimliğine bürünmek mi? Sahi, nedir kültür devriminden kasıt? Tabii ki, kastedileni zaman içinde öğreneceğiz... *** AB'ye girmeyi çocuklarımızın geleceği için zorunlu görüyoruz. İyi de, o çocukları AB'ye hazırlayabiliyor muyuz? Nasıl bir tarih ve kültür mirasına sahip olduklarını, kim olduklarını, Tanzimat'tan günümüze kadar süren batılılaşma maceramızı öğretebiliyor muyuz? Onlara özgüven aşılayabiliyor muyuz? Çağın bilgileriyle donatıyor muyuz? Onları AB arenasında ayakları sağlam basacak, ülkemizi şan ve şerefle temsil edecek şekilde yetiştiriyor muyuz? Biraz da bu cepheden düşünelim... ....................... Not: 9 Ekim Pazar günü (yarın) Tüyap Kitap Fuarı, Elips Kitabevi reyonunda 13-15 saatleri arasında yeni baskısı yapılan "Bir Sepet Kiraz" isimli kitabımı imzalayacağım. Okuyucularıma duyururum.