Ve nihayet Gelibolu...

A -
A +

Yirmi güne yakın bir süredir Gelibolu'dayım. Çanakkale Boğazına bakan bir sitede ne zamandır satamadığım, sonunda madem bu kadar ödemede bulunuyoruz, hiç değilse içini yaptıralım da zaman zaman gelip kafamızı dinleyelim, okuyup yazalım dediğimiz, ancak; eksikleri, gedikleri yüzünden yerleşemediğimiz evdeyim. İstanbul'daki evin tadilatı sırasında çektiğimiz üzüntüler ne yazık ki burda da devam ediyor. İkna edip de söz aldığınız ustalar, işçiler sözlerinde durmuyorlar. Günler onları beklemekle geçiyor. Orta yerde yığılı kitap ve kap kacak kolileri arasında çaresiz dolanıp durmaktayım. Zaman zaman evi eşyasıyla olduğu gibi satmayı düşünüyoruz. Her şeyi gözden çıkarıyoruz da kitaplara kıyamıyoruz. Siteye yerleşeli birkaç sene olmuş komşularla tanıştık. Onlar da hep bu sıkıntıları çekmişler. Bir dokunduğunda bin ah işitiyorsun. Biz neden böyleyiz? Hiçbir işimizde sağlıklı bir sistem ve düzen kuramıyoruz. Avrupai anlayışla bir standart oluşturamıyor, etik kurallar geliştiremiyoruz. Yalap şap iş yapıyor, insana saygıyı esas almıyoruz. Alt yapılarda yıpranıyoruz; dolayısıyla üst yapıda üretim yapmağa mecalimiz kalmıyor. Benim hayalim; gelir gelmez bir iki gün içinde yerleşim işini halledip çevre gezileri yapmak, Gelibolu'yu tanımak, tanıtmak; buradaki gelişimleri sizlere aktarmaktı. Şimdilik bunları gerçekleştirememenin sıkıntısı içindeyim. Mutfak tamamlanacak, dolaplar takılacak, banyodaki akıntılar giderilecek, servis çağrılacak; bunların peşindeyim. Zaman zaman öteberi almak için yakınımızdaki köye iniyorum. Günlük gazete bulmakta bile zorlanıyorum. Bir gün önceden sipariş verseniz bile ya geliyor, ya gelmiyor. Uluslararası turizme açık bu kutsal topraklarda köylü henüz bilinçlenmiş değil. Girişimci ruh yok. Tarlada üretim yapanlar halinden şikayetçi. Esnaf deseniz öyle. Çalışmanın karşılığını alamamak insanları bedbinleştirmiş. Siz popüler gazetelerdeki sosyete çılgınlığı, Bodrum barları eğlenceleri ile ilgili haberlere bakmayın. Güzelim ülkemizde terör belasının yanı sıra geçim derdinden halinden memnun olan pek yok. *** Bodrum dedim de aklıma geldi. Zaman zaman denizi onca sevmeme rağmen kader rüzgarının beni neden Bodrum'a veya her yaz deniz hasretini giderdiğim Antalya'ya değil de Gelibolu'ya attığını düşünüyorum. Hayat çizgimizde hiçbir şey tesadüf değil aslında. Önemli olan karşımıza çıkan yol haritalarını okuyabilmek; içerdikleri derin manayı anlayabilmek... Çanakkale Boğazına bakan tepelerde dolaşırken gönlümün derinlerine dalarak böylesi bir anlama gayreti içine giriyorum. Gelibolu, tarihin her yerde kendini hissettirdiği kutsal bir yer. Kendine özgü bir ışığı, derinden derine bir hüzün içeren sükuneti var. O sükunet içinde kıyılarda, sokak aralarında, tepelerde karşınıza çıkan rüzgar aslında neler anlatmıyor ki! Birçokları "rüzgar işte!" der geçer ama benim gibi tefekkür meyillisi olanlar; o rüzgardan, ezelden ebede uzanan hayat akışında kesişen kaderlerin arkada bıraktığı yürek çığlığından müphem mesajlar alır. Toprağa basarken bile büyük şair Mehmet Akif'in: "Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!/Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı" mısralarını hatırlar da ihtiyatla adım atar. Burada yarım kalmış hayat hikayeleri, bir ateş çemberinde yanıp da ince hüznü toprağın kokusuna sinmiş umutlar, efsaneler iç içe geçmiş durumda. Engin muhayyilelere ilham kaynağı. Burayla ilgili olarak birçok araştırma eseri hazırlanmış, romanlar yazılmış. En son okuduğum; Buket Uzuner'in "Gelibolu" isimli romanı. Nefis bir eserdi. Okuduğumda çok hoşlanmış, uzun süre etkisi altında kalmıştım. İtiraf etmek gerekirse içimden bir ses, "Daha anlatılacak çok şey, yazılacak çok hikaye var. Sen de buraya henüz yazılmamış olanları yazmağa geldin!" diyor. Zaten gönlüm de bu iç sese uyma eğiliminde. Baktığım, gördüğüm her şeyi bir mana süzgecinden geçiriyorum. Petek yapan arılar misali eser üretimi için esas olan çalışma temeli oluşturmağa çalışıyorum. Ben böyle halisane duygular içindeyken bakarsınız bir türlü giderilemeyen alt yapı sorunları yüzünden bunalır da dönersem hiç şaşmamak gerek. En iyisi kısmet olursa diyelim. İnşaallah kısmet olur!

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.