Memleketin en gözde yörelerinde güzelim ormanlarımızın cayır cayır yanışını görünce bir an aklım başımdan gitti televizyonu hayatımdan çıkarmayı düşündüm. Bize hayat veren, tabiatın nimeti o mübarek ağaçların azgın alevler içinde attığı çığlıkları yüreğimin derinliklerinde hissettim. Bu felaket tablosunu seyretmeye dayanamayıp televizyonu kapattım Gazeteler herkesin birilerini suçlamaya çalıştığı haberlerle doluydu. Herkes suçlu arıyordu. Aslında suçlu hepimizdik. Yazın kavurucu sıcaklarında ellerimize mangallarımızı alıp koşturan biz halktan insanlar, sorumsuz davranan orman köylüleri, tedbir konusunda ihmalkâr davranan, işinin ehli olmayanları adam kayırma uğruna işe alan yöneticiler, arazi açma peşinde olan vurguncular, anız yakan orman köylüleri, orman hırsızları, çıkarı uğruna her türlü hainliği yapan açıkgözler, ülkeyi bölme uğruna her türlü kötülüğü yapan vatan hainleri... büyük suçun ve sorumsuzluğun parçasıydı... Yanan ormanlar, kaybeden bizlerdik aslında... Bir büyük nimeti, emsalsiz zenginliği, atalar mirasını, geleceğimizi sorumsuzluklarımız ve cehaletimizle kül ettik, yok ettik! Yazıklar olsun! Ormanları korumak sadece ormancıların işi mi? Abuk sabuk programlarla reyting peşinde koşan TV yöneticileri yazın başında ormanları koruma konusunda bilgilendirici ve uyarıcı programlar yapamazlar mıydı? Hep felaketler geldikten sonra mı tedbiri düşüneceğiz? Ayrıca, koskoca Çevre ve Orman Bakanlığının kullanılır durumda olan iki adet yangın söndürme uçağı olur mu? Eldeki C30 uçaklarının çoğu bakımdaymış... Bu, mazeret mi? Bakan Osman Pepe'nin ifadesine göre ormancılarımız yüreklerini ortaya koyarak inanılmaz boyuttaki yangınları söndürme çabası göstermişler. Ormancıların ne kadar fedakârane çalıştıklarını ormancı dostlarımdan biliyorum ama sadece yüreği ortaya koymakla yürümüyor işler. Araç, gereç açısından yeterli donanım lazım. Bunu donanımı sağlamakla yükümlü kişi sayın Pepe değil mi? Gazetelerde çıkan beyanatlarına bakıyorum, hep mazeret üretiyor. Yangının yüreğimize savrulan küllerini yeniden yakıp geçiyor. AB'ye girmeye hazırlanan bir ülkede doğrusu bu kadar mazeret üretimine, plansızlık ve programsızlığa akıl, sır ermiyor. Vatandaşların cahilliği ve bilinçsizliği de cabası tabii... Bu hususta Konya Orman Bölge Müdür Yardımcısı Ali Fuat Önal'ın beyanatı bu içler acısı gerçeği bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriyor: "Aşırı sıcaklar, nem oranının düşüklüğü orman yangını riskini artırıyor. Birçok vatandaş, kendi tarlasına ve bahçesine verdiği önemi ormana göstermiyor. Çünkü ormanların tarımın sigortası olduğunu bilmiyor. Yangınların neredeyse tamamına yakını insan kaynaklı. Kuru otların yakılması, bahçede çay kaynatırken kıvılcım sıçraması, ekmek yaptıktan sonra ateşin söndürülmemesi, söndüğü sanılan sigara izmariti, pikniklerdeki duyarsız hareketler orman yangınlarındaki sebeplerin bazıları..." Bütün bunlardan sonra insan, derin bir "Offf!.. Offf!" çekiyor. Ve Halim Yağcıoğlu'nun "Türkiyem Türkiyem Ana Toprak" şiirine ait mısraları mırıldanmadan geçemiyor: Bazen sana layık evlatlar olamadık Seni gönülden duyamadık Taşını, toprağını işleyemedik Sorma bu gerilik Bu uyku niye? Affet bizi, affet Türkiye