Bugün hepimiz bir yaş daha aldık. Hayırlı olsun! Düne nazaran yaşlandık ama yarına göre genciz. Buna da şükür! Bazıları, "Dün, dündür; bugün, bugündür" derler ama zaman, hiç de öyle kesin çizgilerle ayrılmıyor. Dünün birikimleri, olayları, dağ gibi sıkıntıları, keçi boynuzu kadar sevinçleri, krizleri ister istemez bugüne de sarkıyor. Önemli olan; dünün kazandırdığı tecrübeler ve olgunlukla durup her şeyi yeni baştan düşünmek, yenilenmiş bir ruh ve parlatılmış gözlüklerle geleceğe bakabilmek... İşte dünün taptaze bir olayı; kısır bir zihniyetle "Failatün failatün" diye adlandırılan edebiyat meselesi... Sürüp giden tartışmalar, tarihi ve kültürel zenginliğiyle gurur duyan iz'an ve irfan sahiplerini rencide etmeğe devam ediyor. Edebiyat Fakültesinde öğretim üyesi olan bir arkadaşımın telefonda "Kulağımla duydum, TV'de ana haberlerde artık Fuzuli'ler devri kapanıyor diye anons ettiler. Fuzuli kelimesini açık seçik mecazi anlamında kullandılar" feryadının yankıları hâlâ kulağımda... Ben, divan şiirini tanıma mutluluğuna erenlerdenim. Lise birinci sınıftayken Fuzuli'nin: "Aşiyan-ı mürg-i dil zülf-i perişanındadır/Kande olsam ey peri gönlüm senin yanındadır" (Gönül kuşumun yuvası senin perişan saçlarının arasındadır; ey sevgili, nerde olursam olayım benim gönlüm daima seninledir) beytinin içimde romantik duygularla birlikte nasıl şiir ve edebiyat zevki uyandırdığını dün gibi hatırlıyorum. O zevk, beni edebiyat denilen iklimin bütün ufuklarına çekti. Aralarında ayrım yapmadan bütün şair ve yazarlarımızı tanıma gayretine düştüm; evrensele uzandım, dünya klasiklerine daldım. Onsekiz yaşımı doldurduğumda klasiklerin büyük bir kısmını okumuştum. Ömrüm bitip tükenmek bilmez bir kitap ve okuma sevgisiyle geçti. Halen, hayatımı aynı şey dolduruyor. Çünki insan gibi edebiyat da sınırsız... Yani, diyeceğim öğrencilik yıllarımda okuduğum iki mısra, hayatımı dolduran edebiyat zevkinin, o uçsuz bucaksız mana âleminin kapılarını açmağa yetti. Hal böyleyken, bugün divan şiirini öğrenmeyi külfet sayanlara şaşırıyorum. İyi seçilmiş birer beyit bile dünya çapındaki söz ve şiir ustalarımızı tanıtmaya ve sevdirmeye yeterlidir diye düşünüyorum. Körpe zihinlerde ve ruhlarda söz inceliği, mana derinliği ve estetik zevkin temelini atmak için divan şiiri faydalanılacak en zengin kaynak. Bunu gözardı edenler, korkarım yarınlarda işi kolaylaştırmak adına Mevlana'yı, Yunus'u ve halk şairlerini öğrenmeyi de gereksiz saymağa kalkabilirler. Bazı köşe yazarları, kimilerinin kendilerine yakıştırdığı "edebiyat duayeni" sıfatıyla Milli Eğitime yön vermek için sütunlarında müfredata girecek çağdaş yazarların listesini çıkardılar. Listeleri incelediğinizde hâlâ ideolojik yaklaşımların, çifte standartçı zihniyetin hakim olduğunu esefle görüyorsunuz. Hem, mesele günümüzün şu veya bu yazarını ders kitaplarına sıkıştırmak değildir. Mesele öğrenciyi aydınlatmak, estetik ve edebi zevk aşılamak, onda okuma sevgisi ve merakı uyandırmaktır. Bu sevgi ve merak başladı mı, zaten ona şu veya bu yazar diye sınırlama getiremezsiniz. Artık o, bir nehirdir, akar gider...