Ülkesinde kültürel değişime uğratamadıkları ötekileri, dışlayan; temel hak ve özgürlüklerden yararlandırmayan; onları işsizlik ve sefalete maruz bırakarak insan haklarını ihlal eden Fransa... Türklerin, ülkelerinde varlığını hâlâ içine sindiremeyen,Türkiye'nin AB'ye tam ortaklığına karşı duran Almanya... Türkiye-İsviçre maçında istiklal marşımıza saygısızlık eden, futbolcularımıza hakaretler yağdıran İsviçre... Başbakanlarının, (bizim başbakanımızın da katıldığı) basın toplantısına PKK terör örgütünü destekleyen ROJ televizyonunun muhabirinin katılımına medya özgürlüğü adına izin veren Danimarka... Bunlar, aralarına katılmak için can attığımız, uğruna taviz üstüne taviz verdiğimiz, sözüm ona medeniyetin ortak değerleri etrafından birleşen AB üyesi ülkeler... Kendi içinde sancılı, çelişkili ve sorunlu... En kötüsü art niyetli ve samimiyetsiz... Şimdi durup her şeyi yeni baştan düşünme zamanıdır. Biz, göklere çıkardığımız bu birliği layıkıyla tanıyor muyuz? Onlar bize her vesile ile nasıl bir Türkiye ile ilgili olarak akıl, ders ve ödev üstüne ödev verirlerken biz, nasıl bir Avrupa Birliği konusunda kendi aramızda tartışıyor muyuz? 2020'lerde bu birliğe girmeyi hayal ederken o zamana kadar birliğin dağılma ihtimalini hesaba katıyor muyuz? Ben, sıradan bir vatandaş olarak doğrusu kuşkuluyum... Her şeyi yeniden düşünmek ve düşünüldüğünü görmek ihtiyacı içindeyim. *** Türkiye'ye gelirsek... Başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerimizde birbiri ardınca lüks alışveriş merkezleri açılıyor.Tuzu kuru olanlar lüks ve şatafat hırsı içinde alıveriş isterisine kapılırlarken, hevesleri sürekli kamçılanan dar gelirliler kredi kartı batağına saplanıyor. Yoksulluk artıyor. Gözü dönen kapkaççılar her yerde adeta terör estiriyor. Binlerce ajanın ve misyonerin kol gezdiği Güneydoğumuzda siyasallaşma sürecine giren PKK'nın oyunlarıyla adeta halk isyanı haline dönüşen çatışmalar medyada düşük derecede Susurluk olayı şeklinde yorumlanıyor. Çevremizdeki ateş çemberi, gittikçe daralıp kıvılcımlarını ülkemiz üzerine sıçratıyor. TV kanallarında gasp, cinayet, kurumlar arası zıtlaşma haber ve görüntülerinden geçilmiyor. Türkiye'de çok ciddi rahatsızlıklar var ama halkımıza bakıyorum, herkes kendi havasında, kendi derdiyle haşir neşir. Hâlâ "nasıl olsa birileri bizi düşünür" neme lazımcılığı hakim. Ev kadınlarımızın çoğunluğu kendilerini dizilere, Seda Sayan'lı, M.A.Erbil'li eğlence programlarına kaptırmış, "Kadının Sesi" programlarını seyrettikçe haline şükredip oturuyor. Gençlerimiz derseniz, çoğu işsizlikten bedbin. Kimilerinin derdi marka giyinmek, konserleri takip etmek. Biraz düşünenler kendi aralarında kavgalı... Kimileri de uyuşturucu batağında... Türban krizi doruk noktalarda. Medya derseniz, sürekli magazin peşinde. Kendi içimizde sürekli ötekiler oluşturup birlik ve beraberlikten, ortak değer ve ideallerden yoksun, gitikçe çözülebilir bir toplum haline gelmekteyiz. Zaman, aklımızı başımızı toplama, derlenip toparlanma ve düşünme zamanıdır. Kimiz? Neyiz? Ne oluyoruz? Nereye gidiyoruz? Bu belalı coğrafyada nasıl ayakta kalabiliriz, nasıl onurumuzla bağımsızlığımızı koruyarak var olabiliriz? Türkiye üzerinde oynanan oyunları nasıl bozabiliriz? Nasıl muasır medeniyetler üstüne çıkabiliriz? Kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle hepimiz sorumluluk bilinci içinde birbirimize kenetlenerek bu soruların cevabını bulmak zorundayız.