Geçtiğimiz pazar günkü Zaman gazetesinde Nuriye Akman'ın ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras'la yaptığı bir mülakat vardı. Partisi adına: "Sol'un vizyonunu değiştirerek Türkiye'nin yeniden yapılanmasında inisiyatif sahibi oluruz" diyen Uras, toplumumuzda bir türlü net biçimde anlaşılamayan sol kavramına şöyle bir açıklık getiriyor: "Sol demek özgürlükçülük demek, eşitlikçilik demek, demokrasiden yana olmak demektir." Ortada olan oy potansiyeline bakarak milletin solu sevmediğini söyleyen Akman'a Ufuk Uras sol'un ilk tariflerini genişletir mahiyette şöyle bir açıklamada bulunuyor: "Sol adına yapılanlar benim de zaman zaman tüylerimi diken diken ediyor. Bizim açımızdan sol, koşulsuz demokrasiyi savunmak, ahlâki ve adil bir düzenden yana olmak ve kendi içinde demokrasiyi kendi içinde uygulayamayanların, kendi dışında da demokrasiyi uygulayamayacaklarını bilmek demektir." Adaletsizliklerin, yoksullukların, ekonomik baskıların toplumları köleleştirdiği, haksız savaşların, çeşitli entrikaların yapıldığı bir dünyada karşıt çözümlerin üretilmesi; özgürlüklerin, sağlıklı bir demokrasi anlayışının gündeme getirilmesi tabii ki zorunlu. Geçmiş tecrübelere dayanarak bu çözümün adına "sol" diyebilir miyiz? Uras'ın sol tanımı bu küresel şartlarda yetersiz ve havada kalıyor kanaatindeyim. Toplum içinde "koşulsuz demokrasi, özgürlük, adalet isteyen yönümüze sol dersek; sevgi, şefkat, merhamet, vicdan ve aşkınlık talep eden yönümüze ne diyeceğiz?" Sağ mı? Birini talep ederken diğerini göz ardı edebilir miyiz? Ülkemizde sol kasırgasının estiği 70'li yıllardan sol adına akıllarda kalan; bir neslin telefi, acılar, kamplaşmalar, çatışmalar, baskı, öfke ve şiddettir. Yerleşik liberal demokrasinin bütün sancılarına rağmen ne ülkemizde, ne dünyada sol, bir alternatif değildir. Bir zamanlar üçüncü yol olarak düşünülen sosyal demokrasi ile neo liberalizm karışımı siyaset de rağbet bulmamıştır. Kanaatimce; bu tıkanma içinde yeniden yapılanma gayretlerini sürdürenlerin kalıp kavramlardan ve şablonlardan sıyrılarak yüksek ve bütünlüğü kavrayıcı bir bilinçle önce insan'ı tanıması ve onun ihtiyaçlarını çok iyi bilmesi gerekiyor. Esas olan bütüncül bir bakış açısı, bütüncül bir yaklaşımdır. Israrla üzerinde durduğumuz; temelinde sevgi, şefkat, merhamet ve vicdan olmayan; insan'a kendini bilmeyi, insan gibi insan yetiştirmeyi, insan'a insana yakışır bir hayat vaat etmeyen hiçbir sistem kalıcı ve kurtuluş çaresi değildir. Evet, her şeyin hoyrat ellerde kırılıp döküldüğü, üzerinde yaşanılan gezegenin bile sorumsuzca tüketildiği, maddeye tapınmanın alışkanlık haline getirildiği çağımızda yeniden yapılanma düşünülüyorsa bu, insan'ın tüm değerlerini bütüncül bir yaklaşımla göz önüne alarak "yüksek bilinç"le yapılmalıdır.