Yeşilçam'ın sevgi dolu yüreği: Antalya

A -
A +

Bir eleştirmen 40. Antalya Altın Portakal Film Festivali ile ilgili yazısına Sinemanın Boş Beşiği Antalya diye başlık atmış. Tabii bu, bir algılama meselesi. Bir olayı herkes kendine göre algılamada özgür. Ben de oradaydım. Olaylara daha çok gönül gözüyle bakma eğiliminde olduğum için deniz, kum, güneş cenneti olan Antalya'yı, sinemaya var gücüyle destek vermeğe çalışan "sevgi dolu yürek" olarak algıladım. Bu güzel kentte vefanın, inancın, dostluğun güleç, ışıltılı yüzünü gördüm. Antalya'nın inandığı kadar Yeşilçam'ın kendisine inanmadığını tesbit ettim. Allah, Antalya'ya tabiat güzelliklerini bahşetteği gibi Vali Alaattin Yüksel, Belediye Başkanı Dr. Bekir Kumbul gibi kadir kıymet bilir yöneticilerle Giray Ercenk ve Göksel Kumsal gibi azimli kültür ve sanat aşıkları vermek suretiyle bu tarihi kenti bahtından da güldürmüş. Festivalin açılış ve ödül gecelerinde gerek Alaattin Yüksel'in, gerek Dr. Bekir Kumbul'un, gerek AKSAV Genel Müdürü Giray Ercenk'in sanatı ve sanatkârı yücelten, onları muhabbetle kucaklayan konuşmaları en dirençli kalpleri bile fethedecek kadar güzel ve samimiydi. Atalar, "Marifet, iltifata tabidir" derler. Artık 40. yılın olgunluğuna ulaşmış bu festivalde cömert iltifatlara mazhar olan Yeşilcam, tazelenmiş bir inanç ve yeni bir güçle şahlanmalı, çağın değişim ve gelişim rüzgarlarının eşliğiyle sağlam bir yapılanmaya ve kurumsallaşmaya doğru yelken açmalı. 41. Festivalde Antalya'nın yüzünü güldürecek, bunca yıllık desteğe değdi dedirtecek büyük eserlere imza atmalı. Devlet de her ekim başında Yeşilçam'ın Antalya'da çarpan yürek seslerine kulak verip AKSAV Genel Müdür Yardımcısı Göksel Kumsal'ın bir yazısında değindiği gibi kültür-sanat politikasını belirleyerek, 'sanat'ı bu politikanın lokomotifi yapmalı, özellikle sinemanın gücünü görerek ona gerekli desteği ivedilikle sağlamalıdır. Festival sırasında konuşma fırsatı bulduğum bazı sinema oyuncuları bedbin bir ruh hali içinde festivalin sinemanın gelişimine pek fazla katkı sağlayamadığı kanaatindeydiler. Yeşilçam içinde birlik olmayışından, ekonomik imkansızlıklar sebebiyle çöküşe doğru bir gidişten yakındılar. Ama ben bu kadar karamsar değilim. Bir kere Antalya'da her yıl yakılan bu kültür ve sanat meşalesi geleceği aydınlık kılmak konusunda bir inanç iklimi oluşturuyor. Bence bu, çok önemli. Ayrıca, bu yıl ilk olarak "Yeşilçam Nasıl Endüstri Olur?" başlığı altında gerçekleştirilen Sinema Kurultayı da geleceğe umutla bakmak hususunda önemli bir adım. Bu arada benim Antalyalı iş adamlarına ve sponsorlara bir önerim var. Konusu Antalya'da geçen bir tarihi filmin yapılması için ekonomik katkıda bulunurlarsa hem ülke tanıtımı konusunda önemli bir görevi yerine getirmiş olurlar, hem de ülke çapında iş dünyasının dikkatini sinemaya çekmek hususunda örnek teşkil ederler. Sinemaya yatırım yapmak demek, geleceğe yatırım yapmak demektir. Bu gerçeği kırk yıldır vurgulamağa çalışan (öyle hissediyorum ki hedefi kırkta yakalayan) Antalya'ya ve Antalyalılar'a sevgiler...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.