Yürüyüş düşünceleri

A -
A +

Bitişiğimdeki sitenin küçük bir ormanı andıran bakımlı bahçesinde yürürken, yol kenarında gelin gibi donanmış bir ağacın pembeli beyazlı çiçek yapraklarının bir kısmının dökülerek yolu kapladığını görünce durakladım. Bunlar birilerinin kırık gönülleri, kaybettiği umutları, terk etmek zorunda bırakıldığı hayalleriymiş gibi geldi bana; bu yüzden o güzelim çiçek yapraklarına basmaya kıyamadım. Bir süre ağacı seyrettim. Herhangi bir eksikliği hissettirmeyen İri top çiçekleriyle o kadar güzel, diri ve canlı bir görünüşü vardı ki... Bir göbek etrafında el ele, kol kola diziliyken şüphesiz çiçeğe daha dolgunluk ve güç veren bazı yaprakların o birlikten kopup ayaklar altına serilmesi, çiçeğin de buna aldırmasız görünmesi neyin nesiydi? Yoksa ötekileştirilmeler ve ayrılıkçı tutumlar yalnız insanların değil bütün canlıların hayatında dramlara gebe olağan bir zaafiyet miydi? Bazılarına benim bu düşüncelerim aşırı bir duyarlılık gibi gelebilir. Vicdan, şefkat ve merhametin beklenenin aksine kaybolduğu dünyamızda insanoğlunun duyarlılığını artıracak çabalara ihtiyaç var. *** Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz günlerde seyrettiğimiz; çok beğenilen ve gişe rekorları kıran "Babam ve Oğlum", bu amaca yönelik çok güzel ve anlamlı bir filmdi. Basında, kendisiyle yapılan bir röportajda okuduğuma göre; entel dostları yönetmen Çağan Irmak'a: "Herkesi ağlatıp duygu sömürüsü yaptın" diye sitem etmişler. Irmak da buna çok üzülmüş, sonbaharda bir korku filminin hazırlıklarına girişmiş. Yönetmenin kendisini başarının zirvesine çıkaran bu filmle neyi yakaladığının farkında olmadığı düşüncesine kapıldım ve üzüldüm. Yakaladığı; o pek samimi ve sıcak sinema dili üslubu içinde 'insani duyarlılık'tı. Maddenin katı dünyasından uzaklaştırıp bize insan olduğumuzu hatırlatmış, yüreklerimizi o insani duyarlılık etrafında birleştirmişti. Gülmeyle iç içe geçmiş gözyaşlarımızla kendimizden umutlanarak sarsılmıştık. Bizi insan olmanın zevkinin doruğuna çıkarmışken Çağan Irmak'ın sanki özür dilercesine korku filminin hazırlıklarına girişmesi neyin nesiydi? Bizi tekrar ruhumuzun karanlık koridorlarına sürüklemek, birleşen yürekleri tekrar ayrılık uçurumlarına itmek mi? *** Beyaz Türkler, Zenci Türkler... Vicdanen sınıfsız, imtiyazsız bir toplum ideali ve özleyişi içinde olduğumdan bu tür ayrımcı ifadeler kullanmağa gönlüm elvermiyor. Taha Akyol'un geçen salı günkü yazısını okuduktan sonra sırası gelmişken bu konuya temas etmeden geçemeyeceğim. Akyol'un yazısından anladığıma göre: Şimdilerde köylü asıllı, eşinin başı örtülü Merkez Bankası Başkanının göreve başlamasından sonra Beyaz Türkler arasında "garibanizm ihtilali" yaşanacağı, kendilerinin tasfiye edileceği endişesi uyandırmış!.. "İnsan, yaratılış itibariyle fesattır; her fırsatta ayrılığa düşer" derler ya. Ayrılıklara düşmek ve onun oluşturduğu karanlık, yersiz ve saçma endişelere kapılmak bu kadar olur! O zaman, insana sormazlar mı; hani siz demokrasiye, özgürlüğe inanıyordunuz, insan haklarına saygılıydınız; endişe ve kuruntulardan kurtulmamız gerektiğini savunuyordunuz? Köyden çıkan Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın iyi bir eğitim alarak ve iş hayatında başarı grafiğini yükselterek bu göreve gelmesi takdir edilecek bir şey değil midir? Zülf-ü yare dokunan ne?

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.