Sekiz yaşında bir kız çocuğu... Sıska denecek kadar zayıf... Giyimi itinalı, saçları ince ince örgülü... Kara gözlerinde, konuşmalarında büyük insan edası... "Ben Türkçe'yi iyi konuşurum" diyor. "Çünkü düşünerek konuşuyorum." Önümüzdeki çay sofrasındaki bisküvi ve kek tabaklarına seçici bir edayla şöyle bir bakıyor, küçük bir bisküvi alıyor. "Kek de al" diyorum. "Hayır!" diye cevap veriyor, "Şişmanlamak istemiyorum. Rejimdeyim." Ağzım açık bakakalıyorum. Anneannesi şikayetçi bir tavırla araya giriyor; - İşte böyle rejimdeyim diye tutturuyor. Doğru dürüst yemek yemiyor. Şişman anneannesine tenkitçi nazarlarla bakıyor küçük kız, "Yaa!" diyor omuz silkeleyerek "Sorumsuz sorumsuz atıştırıp senin gibi şişko mu olayım?!." Gülüşüyoruz. Öğretmenliğim tutuyor; bu büyümüş de küçülmüş çocuğa, büyüme çağında olduğunu, gıdasını tam olarak alırsa sağlıklı gelişme göstereceğini anlatmaya çalışıyorum. Kös kös dinliyor. Belli ki öğüt almaya hiç niyeti yok. Bayanları formülden formüle sürükleyen diyet merakının çocukları da sardığını söylerlerdi, inanmazdım. Bu canlı örnek karşısında şaşırdım kaldım. Belli ki televizyonlarda sık sık gösterilen mankenlere özeniyor. Kimbilir, hayalinde ya şarkıcı, ya dansçı olmak var! Aklımdan geçeni doğrularcasına çeşitli figürlerle masa etrafında dolanıyor. Eğer bu rejim merakı çocuklar arasında yaygınsa Allah, anne ve babalarına selamet versin! İşleri çok zor! Televizyonda bütün gayretleri eğlence programları hazırlamak olan yapımcılar biraz da çocukları bu son derece sakıncalı diyet merakından koruyacak eğitici programlara yönelseler olmaz mı? Reyting kaygısı gözlerini bürümüş TV yöneticilerinin çocuklar umurunda mı? Geçelim... *** İncecik, dal gibi bir silüete sahip olma arzusu galiba bütün dişilerin özünde var. O günün akşamı gazeteleri karıştırırken Akşam'da bu konuyla ilgili bir haber okudum. Tesadüf bu ya, çocuklar için bu rejim merakının ne kadar tehlikeli boyutlara ulaşabileceğini anlatıyordu. Yirmiiki yıl önce Avustralya'da zayıflamak isteyen 14 yaşlarınki iki kız çocuğu, yemek yemeyi bırakmışlar. Kendilerine inanılmaz bir spor programı uygulamaya başlamışlar. Gün boyunca sadece birkaç dilim kavun yiyip 20 müshil ilacı içmişler. Bunun sonucunda iç organların iflası demek olan Anokseriya denilen hastalığa yakalanmışlar. Yeme bozukluğu yüzünden kemikleri erimeye başlamış. Bu rahatsızlık da bel kemiklerinde bozukluğa sebep olmuş. Hayatlarında hiç regl olamamışlar. Karaciğer ve böbrek fonksiyonları bozulmuş. Aradan geçen 22 sene boyunca dertlerine derman aramışlar. Bir ara intiharı bile düşünmüşler. Şimdi, 30'ar kilo olan, resimlerinden içler acısı bir hale geldikleri anlaşılan 36 yaşındaki ikizler tedavi için son çare olarak Amerika'ya gidiyorlarmış. Ancak uzmanlar iki kişiden sadece birinin iyileşebileceğini söylüyorlarmış. Durum bu kadar vahim yani. Gazete kupürünü kesip gördüğümde zayıflama meraklısı küçük afacana vermek üzere saklıyorum. İkizlerin ürkütücü görünümleri belki ona ders olur da bu çılgın meraktan vazgeçer, kimbilir!