Zozo

A -
A +

Ötekiler'e yaklaşımların giderek sertleştiği, anlamayışların, anlamak istemeyişlerin arttığı; dünyanın ezilen büyük bir kesiminin mutsuz olduğu ve dünya barışının tehlikeye girdiği günümüz dünyasında sinema sanatının önemi artıyor. Son zamanlarda 'ötekiler'i ve onların sorunlarını objektif ve insancıl bir yaklaşımla anlatan; samimiyeti, duyarlılığı ön plana çıkaran filmler büyük ilgi görüyor. Bugünlerde gösterimde olan, yönetmenliğini Josef Farez'in yaptığı Zozo (Zuzu), bunlardan biri. Savaşların, çocukların bünyelerinde ve ruhlarında yaptığı tahribatı hepimiz artık yakınen biliyoruz ve gelecek adına büyük kaygılar duyuyoruz. Sorumsuz büyüklerin ateşe verdiği bir dünyada ruhu hırpalanmış, yüreği yaralı bir çocuğun, derdini anlatmak için civcivlerle, kuşlarla konuşmaya çalıştığı "Zozo" filmini seyretmek bu hafta yapacağınız olumlu seçimlerden biri olacak... Filmin kahramanı Zozo, onbir yaşında bir çocuk. 1975-1990 yılları arasında cereyan eden Lübnan iç savaşı sırasında, her gün acımasızca bombalanan Beyrut'ta, ailesiyle birlikte savaş denilen musibetin her an ölme korkusunu ve acılarını yaşamakta... Tek umutları İsveç'te yaşayan ve kendilerini dört gözle bekleyen büyükbabanın yanına gidebilmek... Pasaportlar ve biletler hazırdır. Ancak, İsveç'e hareket edecekleri gün evleri bombalanır, Zozo'nun çok sevdiği annesi, babası ve ablası ölür. Yapayalnız kalan Zozo, derin acılar ve çaresizlik içinde sokakta kalakalır. Sokakta bulduğu bir civcivle arkadaşlık eder. Bu arada tesadüfen tanıştığı Rita isimli küçük bir kızın yardımı sayesinde İsveç'e, büyükbabasının yanına gitme imkanı bulur. Büyükbaba, hayatı acılarıyla birlikte kabullenmiş, güçlü ve neşeli bir ihtiyardır. Yüreği yaralı torununa elinden geldiğince sıcak ve huzurlu bir aile ortamı sağlamağa çalışır. Onu iyi bir okula yazdırır. Ancak, Zozo sözüm ona medeni sayılan bu ortamda bile, öteki olarak, arkadaşları tarafından dışlanmanın sıkıntılarını yaşar. Barışçı, duygulu bir çocuk olan Zozo, hayatın her yerde mücadele demek olduğunu, çocukların dünyasında da yabancılara anlamsız bir tepkinin sürüp gittiğini anlar... Annesinin anılarından, büyükbabasından, tek arkadaşı olan Leo'dan aldığı destekle hayatını sürdürmeğe çalışır. Birilerinin birilerini sürekli ötekileştirmeye; dolayısıyla acı vermeğe çalıştığı bir dünyada, bu insanlık ayıbından ancak ırkların melezleşmesiyle kurtulabileceğine inanan Fransız yönetmen Bertrand Blier, kendisiyle yapılan bir röportajda: "Sinema, ülkenin aynasıdır" diyor. Ben, bu ifadeyi daha geniş bir kapsam içine alarak: "Sinema, dünyanın aynasıdır" diyorum. Eğer yönetmen, yaptığı işin vicdani sorumluluğunu taşıyor, işini haysiyetle yapıyorsa, onun sayesinde dünyayı ve insanları daha iyi tanıyabilir, daha iyi anlayabiliriz. Tanımak ve anlamak... İnsani ilişkilerde bütün düğümleri çözen, çatışmaları kesen ve insani boyutta gerçek küreselleşmeyi sağlayan iki sihirli sözcüktür...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.