Arif'in hikâyesi..

A -
A +

Bir Çanakkale yazısıyla daha karşınızdayım.. Asil ve çileli milletimiz aziz memleketimizi düşman taarruzundan kurtarmak için Çanakkale'de şanlı bir direniş gösterdi.. Köylü, şehirli, esnaf, memur, doktor, öğrenci, öğretmen, herkes, gücü nispetinde memleket savunması için Çanakkale'ye koştu.. Bunların içinde futbolcular da vardı.. Şimdi olduğu gibi o zamanlarda da birbirleriyle rekabet içinde bulunan futbolcular, vatan müdafaası bahis mevzu olunca tek yürek olarak Çanakkale'ye gidip çarpıştılar.. Fenerbahçe'den Nurettin, Halim, Zeki, Hüsnü, Arif.. Galatasaray'dan Hasnun Galip, kaleci Hamdi, Neşet, Hasip, Cemil, Nazmi, Refik, Mehmet Ali.. Beşiktaş'tan Rıdvan, Salih, Hüseyin Hüsnü, Ali Tevfik ve kaptan Kazım, vatan için gencecik yaşta Çanakkale'de canlarını verdiler.. Sadece bunlar değildi elbette.. İsimlerini bilemediğimiz kim bilir kimler var.. Çanakkale şehitlerimizin hatırasına istinaden bugün sizlere bir futbolcudan bahsedeceğim.. 1915'in sonları.. Çanakkale'deki kapışma had safhada.. Mülâzım-ı Evvel(üsteğmen)Arif de, bu amansız savaşta vatan müdafaası için var gücüyle mücadele ediyordu.. Ancak, Mülâzım-ı Evvel Arif, sadece Çanakkale'de vatanını değil, İstanbul'da da Fenerbahçe'yi savunuyordu.. Sarı lacivertli kulübün sağbekiydi Arif.. Savaş çıkıp cepheye gidince bile takımından ayrılamamıştı.. Cepheye koşan tüm askerler için parola; "önce vatan"dı.. Ama Arif için durum biraz daha farklıydı.. Arif, "önce vatan, ardından da Fenerbahçe" diyecek kadar kulübünü seviyordu.. Ve bu yüzden de birlik kumandanından izin alıyor, Cuma Ligine koşup maçını oynuyor, ardından yeniden cepheye dönüyordu.. Hafta sonundaki İdman Yurdu müsabakası oldukça önemliydi.. Fenerbahçe'li futbolcular bu maç için Arif'i bekliyordu.. Arif gelecekti.. Gelmeliydi de!.. Yöneticileri ve takım arkadaşları uzun bir süre beklediler.. Ama heyhat!. Kendisi yerine acı haberi geldi.. Mülâzım-ı Evvel Arif, bir gün önce yapılan siper savaşında kalbine yediği bir kurşunla şehit olmuştu.. Fenerbahçeli'ler bir anda mateme boğuldular.. Hüzün, dalga dalga İstanbul'a yayılmıştı.. Ancak, maç oynanacaktı ve oynandı da.. Fenerbahçe'li yöneticiler, santra çizgisinin başladığı yerdeki sahanın kenarına bir "sandalye" koydular ve üzerine de Arif'in numaralı formasını astılar.. Takım sahaya 10 kişi çıkmıştı ama sarı lacivertli ekip manen eksik değildi.. Saha kenarındaki sandalyeye asılı duran formayla birlikte, Arif de sahaya sürülmüş gibiydi.. Rakibinin ataklarını sanki sağbek Arif durduruyordu.. Netice-i kelâm; Fenerbahçeli futbolcular, Çanakkale kahramanı şehit arkadaşlarının aziz hatırasına binaen o derece coşkulu oynadılar ki, rakipleri İdman Yurdu'nu 11-1 gibi çok farklı bir sonuçla yendiler.. Evet değerli okuyucularım; Fenerbahçe'li Arif'ler.. Beşiktaş'lı Salih'ler.. Galatasaray'lı Nazmi'ler.. Hepsi birbirlerine benziyordu ve kaderleri aynıydı.. Onlar, imanlıydılar.. Tahsilliydiler.. Vatan topraklarını korumak uğruna hiçbir zorluktan yılmadılar.. Aslanlar gibi çarpıştılar.. Ve vatanları için öldüler.. Mekânları cennet olsun..

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.