Değerli okuyucularım; yarın mübarek Kurban Bayramı.. Bu vesileyle bayramınızı bugünden en kâlbi duygularımla tebrik ediyorum.. Çocukluğumuzda öyle bayramlara şahit olduk ki, yürekten "ah" çektiriyor!.. Kurban Bayramının tatlı telaşı iki-üç hafta öncesinden sarardı insanları.. Herkes, işini gücünü bırakıp kurbanı düşünürdü.. Doğup büyüdüğüm semt olan Fatih'te de durum böyleydi.. 42-43 yıl öncesinden bahsediyorum.. İstanbul'da yaşayan pekçok kişinin birbirlerine can-ı gönülden selâm verdiği, caddelerinde zarif hanımefendilerin, kibar beyefendilerin arz-ı endam ettiği ve nezaketin had safhada olduğu o güzel yıllar.. Bayram haftasına girildiğinde, heyecan zirveye çıkardı.. Fatih Camiinin sağ ve sol avlusu koçlarla dolup taşardı.. Burma boynuzlu, sakız koçlar.. Çobanlar bir de kına yakarlardı onlara.. Görenler maşallah derdi.. O zamanlar büyükbaş hayvan pek gözükmezdi İstanbul'da!.. İstanbullular koyun etini tercih ederlerdi.. İstanbul kasaplarında satılan etler etiket tahtasında kıvırcık, dağlıç, karaman diye sıralanırdı.. En çok rağbet gören ise trakya kıvırcığıydı.. Malta Çarşısında ve Darüşşafaka Caddesinin her iki yanında, bıçakçılar, bileyciler, vızır vızır çalışırlardı.. Köşebaşlarında saman satıcıları vardı.. Koçu alan bir balya da saman kaptığı gibi doğruca evin yolunu tutardı.. İnsanlar o yıllarda şimdiki gibi apartman dairelerine sıkışmamışlardı.. Çok kişi bahçeli ahşap evlerde otururdu!.. Bahçesinde en az üç-beş meyve ağacının bulunduğu ve kümes hayvanlarının da olduğu o güzelim evler!.. Hasretle özlüyorum o ahşap mekânları.. Şu an ise maalesef ruhsuz ve donuk betonarmenin esiri olduk.. Kurbanlık koç, bizim eve bir hafta önceden gelirdi.. Takılırdım rahmetli dedemin peşine, doğruca Fatih Camiinin avlusuna, kurban almaya!.. Dedem, alışverişte önce hayvanın dişlerine bakar, sırtını sıvazlar, kaç kilo et vereceğini bile hesap ederdi.. Çetin bir pazarlık sonunda iki adet Trakya kıvırcığını satın alırdı, ardından bir balya da saman, doğru eve!.. Koçları bahçemizdeki dut ağacına bir güzel bağlardık.. Otlarını, sularını verir onlara gelinlik kız gibi bakardık.. Ta ki bayram sabahı kurban edilecekleri dakikaya kadar!.. Ayrılık vakti geldiğinde ise, kardeşimle beraber pek üzülürdük, hatta ağlardık bile.. Dedem koçları kendisi keser, babam da yardım ederdi.. Daha sonra etin bir kısmı ev için, geriye kalanı ise ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere ayrılırdı.. Ardından, yapılan kavurma, hane halkı tarafından afiyetle yenirdi..?Yemekten sonra yeni elbiselerimizi giyer, büyüklerimizin elini öper, bayramlaşırdık.. Verilen harçlıkları cebe indirdikten sonra da doğruca Kadıçeşme'deki bayram yerine.. Evet, yanlış duymadınız, "bayram yeri" dedim.. O bayram yerleri de tarih oldu.. Şimdi yerlerinde yeller esiyor.. Hasıl-ı kelâm; bugün bir bayram nostaljisine imza attım.. Ve bu yazıyı yazarken de o günleri bir bir andım.. Huzur dolu bir bayram geçirmeniz temennisiyle.. *** NOT: Lâlegül FM'de hazırlayıp sunduğumuz "Hayatın İçinden" programının bugünkü stüdyo misafiri, İstanbulumuzun saygıdeğer Valisi Hüseyin Avni Mutlu.. Saat:19.00.. www.lalegulfm.com