Geçtiğimiz hafta bugün, (10 Şubat) Sultan 2. Abdülhamid Han'ın 93. ölüm yıl dönümüydü.. Cennetmekân Sultan Abdülhamid Han Hazretleri vatanını milletini çok seven bir padişahtı ve 33 yıllık saltanatı müddetince bir karış Osmanlı toprağını elden çıkartmamıştı.. Ancak; entrikacılığı ve dalavereciliği yaşam biçimi yapmış bir grubun tetikçileri tarafından tahttan indirilmişti.. Ardından da, Osmanlı Devletinin iki yakası bir araya gelmemişti.. Ellerinde Şeyhülislâm Ziyaeddin Efendi'nin fetvası olan 4 kişilik heyet, 27 Nisan 1909 tarihinde Yıldız Sarayı'na girerler ve Halife-i Rui Zemin olan Padişaha, tamamı uydurma olan "millet sizi istemiyor" zırvasının ardından "hâl edildiğini" söylerler.. Bu hâl edilme hikayesi de oldukça ibretli ve acıklıdır.. Heyette bulunan kişiler aziz milletimizin içini acıtacak cinstendir.. Ermeni Aram.. Selânik Mebusu ve Makedonya Locasına kayıtlı 33. derece bir mason olan Yahudi Emmanuel Karasso.. Draç Mebusu ve aynı zamanda Jandarma Mirlivası(Tuğgeneral) Arnavut Esat Toptani.. Ve Bahriye Feriki(Koramiral) Boşnak Arif Hikmet Paşa.. Tabii Sultan Abdülhamid'in hâl edilmesinde, yediği ekmeğe ihanet eden kişiler oldu olmasına, ama Osmanlı tebasında aziz milletimize vefa gösteren dost Yahudi, Ermeni ve Rum da vardı.. Bugün bunlardan birisini anlatacağım.. Abdülhamit Han Hazretleri, güzel sanatların çoğunda olduğu gibi, marangozlukta da ustaydı.. Kendi elleriyle dillere destan bir koltuk yapmıştı.. Yapımında, anayurdu Hindistan olan abanoz ağacını kullanmıştı.. Kaplamasında kullandığı kumaş has ipekti.. Kumaş, devrin büyük adamlarına ipek halılar üreten Hereke tezgahlarında dokundu.. Koltuğun ortasında ise Sultan Abdülhamit'in bizzat işleyerek attığı imzası bulunuyordu.. Sultan, tahttan uzaklaştırılması esnasında, bu nadide eseri Yıldız Sarayı'ndaki sadık adamlarından Mali Müşaviri Fresko Efendi'ye saklaması için emanet ediyor.. Ondan da oğlu Aseo'ya intikâl oluyor.. Koltuğun daha sonraki hikâyesini Fresko'nun yıllarını Paris'de geçirmiş oğlu Aseo'dan dinleyelim.. Babam son günleri yaklaştığında bana şöyle dedi; "oğlum, bu koltuk dünyanın en asil milletinin padişahı tarafından bana emanet edilen bir kıymetli eserdir.. Bunu sakın satma!.. Sana dünyaları da bağışlasalar kimseye verme!.. Ben öldükten sonra git, Türk Büyükelçiliğine teslim et!.." Babasının bu ricasını emir telâkki eden Aseo, I980'li yılların başında koltuğu Paris'teki Türk Büyükelçiliğine verir!.. Halbuki o koltuğu elde etmek için kimler harekete geçmemiştir ki.. Ne müzeler, ne zenginler, kartvizitinde "antikacı" yazan ne kara para aklayıcıları, ne kefen soyguncuları, neler neler.. Ancak hiçbiri o tarihe kadar başarılı olamamıştır.. Netice-kelâm; Musevi Fresko, efendisinin bu aziz hatırasına ihanet etmemiştir.. Oğlu Aseo da bu emaneti çarçur edip babasının kemiklerini sızlatmamıştır.. Şayet başına bir kaza gelmemişse, bu koltuğun şimdilerde Beylerbeyi Sarayında olduğu sanılmaktadır..