Hayır mı, şer mi, bilinmez..

A -
A +

Bursalı okuyucularımdan Özcan Çakmakçı bir mesaj göndermiş.. Okudum, oldukça enteresan buldum ve sizlerle de paylaşmak istedim.. Hikâye bu ya; okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek batıyor.. Gemiden sağ kurtulan bir adamı dalgalar küçük ve ıssız bir adaya kadar sürüklüyor.. Adam önce kendisini kurtardığı için Allah'a şükrediyor.. Adadaki ilk günün ardından, rüzgârdan, yağmurdan, korunmak için ağaç dallarından ve yapraklardan alelacele bir kulübe yapıyor.. Sahile vuran gemiden arta kalan tahta parçaları, konserve, pusula, gibi işe yarar şeyleri de kulübeye koyuyor ve başlıyor beklemeye.. Bir-iki gün, belki "yardım bulurum" zannıyla ümit içinde ufka bakıyor.. Ama heyhat!.. Ne gelen oluyor ne de giden... On, yirmi, otuz, derken günler hep aynı şekilde geçiyor.. Adam, açlığını denizden yakaladığı balıklarla yatıştırıyor ve devamlı Allah'a dua edip ufku gözlüyor.. Günlerden bir gün adada bulduğu tatlı su pınarından su almak için kulübeden ayrılıyor, geri döndüğünde ise kulübesinin alevler içinde yandığını görüyor.. O an keder ve öfke içinde donakalıyor.. İçinden hıçkıra hıçkıra ağlamak geliyor.. Bu ıssız adada, başını sokabileceği bir kulübesinin bile kalmadığına isyan ediyor.. Çilekeş adam her an dua ettiği hâlde başına böyle bir olay geldiği için daha fazla dayanamıyor ve "Ey Allah'ım, bunu bana nasıl reva gördün" diye başlıyor feryâd-ı figana.. Ardından da geceyi bir ağacın altına sığınarak geçiriyor.. Kulübeden yükselen dumanlar ise hâlâ daha göğe yükselip duruyor.. Adam kâbus gibi geçen gecenin sabahında keskin bir sesle uyanıyor.. Ses denizden geliyor.. Sabahın köründe adaya yaklaşmakta olan bir gemi devamlı olarak düdüğünü çalıyor.. Bitkin ve yorgun adam bir anda yattığı yerden doğruluyor ve "ben buradayım, beni kurtarın" diye sahile fırlıyor .. Gemidekiler de adamı görüyorlar ve onu kurtarıyorlar.. Adam ilk şaşkınlığı atlattıktan sonra gemidekilere soruyor; "Sizlere çok teşekkür ederim, beni kurtardınız.. Fakat benim bu adada olduğumu nasıl anladınız?." Gemi kaptanının cevabı, hem anlamlı hem de adamı utandıran cinsten oluyor; Şöyle diyor kaptan; "Dumanla verdiğiniz işareti gördük, efendim!.." Evet, Özcan Çakmakçı kardeşimin mesajından böyle bir yazı çıkardık ve mana ihtiva eden bu satırları sizlerle paylaştık.. Bu kıssadan alınacak hisseye gelince; Bazen canımızı sıkan, hatta göz yaşlarımızın dökülmesine bile sebep olan hadiseler, belki bir ferahlığa ve bir kurtuluşa çıkan yolun adımları olabilir.. Kimbilir belki de fevkalâde bir mutluluğun davetiyesi olabilir.. Yapmamız gereken; acı gibi görünen işleri, yılmadan, sabırlı bir şekilde çözümlemeye çalışmak, ardından da kazanılan armağanı hak etmek.. Bütün mesele bu..

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.