Bülent, yorgunluğun verdiği ağırlıkla sabaha karşı uykuya dalmıştı ve iniltiye benzeyen bir sesle uyandı.. Etraf karanlık olduğundan sesi seçemiyordu.. Rüya gördüğünü sandı.. Yeniden uyumak üzereyken, aynı inleme sesi yine kulaklarında yankılandı.. Bu defa sesin geldiği yöne doğruldu.. Duyduğu ses bir seccadeden geliyordu.. Ve o da evin tek seccadesiydi.. Bülent önce şaşırdı ve korku dolu bir sesle; "konuşan sen miydin" diye sordu seccadeye.. Evet, dedi seccade.. Ardından devam etti; "Ey Allahın kulu; bak işte sabah namazı vakti geldi.. Sabah namazı namazlar arasında müstesnadır.. Gece gündüz, dünyalık için koşuşturuyorsun da, Allah(cc )ın çağrısına neden icabet etmiyorsun?.." Genç adam iyice sıkılarak; "ey seccadem, ne olursun beni üzme.. Gündüz zaten yeterince yoruluyorum, biraz daha uyuyayım" dedi ve uyumaya devam etti.. Ancak seccade yılmadan Bülent'i uyarmaya ve uyutmamaya uğraşıyordu.. "Demek ki sen dünyaya ahiretten daha çok önem veriyorsun ha!.." Bu söz üzerine adam öfkelendi ve "yeter, kes sesini" diye bağırdı.. Seccade bu çıkışın karşısında önce sustu.. Daha sonra sesini iyice alçaltarak şunları söyledi: "Ey gafil kişi, ey o fecir vaktinin bereketini anlamayan insan, sen O muazzez Peygamberin (sav) sabah vakti için neler söylediğini bilmez misin?.. O Yüce Nebi; her kim ki güneş doğmadan ve batmadan evvel namazlarını eda ederse ateşe girmeyecek.. Münafıklara en ağır gelen namaz, sabah ve yatsı namazıdır.. Onlar ki o iki namazdaki ecri bilselerdi mescide sürüne sürüne giderlerdi, demedi mi?.. Bunlardan haberin yok mu ey âdemoğlu?.. Haydi kalk ve namazını kıl!.." Bu sözler üzerine Bülent baktı ki olacak gibi değil, yatağından doğrulup seccadeye cevap verdi: "Yarın mutlaka kalkacağım, ama bugün çok yorgunum, lütfen anlayışlı ol.." Bülent tekrar yatağına uzandı.. Fakat o andan sonra genç adamdan tek kelime çıkmadı.. Zira ömründeki en uzun uykuya dalmıştı.. Seccade, Bülent'in öldüğünü anladı.. Zaten ona malum da olmuştu.. O kadar uğraşmıştı, lâkin Bülent'e tesir edememişti.. Yine de üzgün bir sesle şunları söyledi; "Ey tövbesini yarına erteleyen adam!.. Bir dakika sonrası için ruhsatın var mı?.. Yarına çıkabileceğini bilebilidin mi?.. Süre kısıtlı.. Ve ölüm pusuda bekliyor!.. Veda günü gelip çattı, farkında bile olamadın!." Evet değerli dostlar, hikâye böyle.. Bugün sizlere böyle bir kıssayla seslenmek istedim.. Bu kıssadan inşallah hepimiz hisseyâb oluruz.. Birinci vazife; "emredileni ertelemek yerine, emredildiği gibi yaşamaya devam etmek" olmalı.. Ne demiş Ömer Hayyam: Niceleri geldi, neler istediler.. Sonunda dünyayı bırakıp gittiler.. Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?.. O gidenler de hep senin gibiydiler..