Zarfa bakma mazrufa bak..

A -
A +

Mukaddes topraklarda 17 gün süren yürüyüşümüz sona erdi ve yeniden dünya işlerine döndük.. Deşarj hâlde gittiğimiz lâtif ve hoş yerlerden, şarj olup geldik.. Tabii oralarda bulunurken ibadetin yanı sıra gözlem de yaptık.. Son zamanlarda zirve yapan ve adına inanç turizmi de denilen Umre ibadetine dünyanın her köşesindeki müslümanlar akın ediyor.. Kimi Afrikalı, kimi Asyalı, kimi Balkanlı, kimi Amerikalı.. Kimi sarı, kimi siyah, kimisi de beyaz.. Kimi zengin, kimi fakir.. Farketmiyor.. Koordinatlar belli.. Herkes ilâhi parolayla şifrelenmiş.. Ezan; Allahü Ekber, herkes Yaratıcısının huzurunda.. Kimsenin kimseye üstünlüğü yok.. Üstünlük var tabii ki, o da takvada.. Onu da tüm mükevvenatın sahibi elbette değerlendiriyor.. Gerek Mekke'de gerekse Medine'de boş otel yok gibi.. Allah o mübarek topraklara öyle bir lütufta bulunmuş ki, şu anki görünüş itibariyle söylüyorum, orada yaşayan işletme sahiplerinde, "işlerim nasıl gider, yatırımımın karşılığını alırken acaba zorlanabilir miyim" gibi düşünen bir insan olabileciğini zannetmiyorum.. Para kazanabilir miyim sıkıntısı yok çünkü!.. Her şey tabii seyrinde sürüyor.. Hatta normal gidişin de üzerinde.. Peki, nasıl oluyor bu iş?.. Tüm bereketin, alemlere rahmet olan o mübarek Peygamberin hatırına olduğuna inanıyorum.. Tabii bu büyük lütufa, o coğrafyada yaşayanlar lâyıklar mı, değiller mi, o da işin ayrı boyutu.. Gazetecilik işine bulaştıktan sonra dünyanın bazı bölgelerine gitme imkânı buldum.. Yeşilin her tonuna, mavinin en güzellerine, akarsuların en coşkun akanlarına, kısacası akıllarda iz bırakan nefis yerlere, şahit oldum.. Mesela bir misal; bir buçuk ay kadar önce gittiğim Brezilya'da görseniz ne kadar güzel manzaralar var.. O koylar, o dağlar, usta bir ressamın elinden çıkmış bir fotoğraf gibi arz-ı endam ediyor.. Ancak ruh noksanlığı olduğu aşikâr.. İnsanın gönül frekansını titretmiyor.. Paris'in, Rio'nun, Capri'nin, Roma'nın, zarfı yerinde.. Mekke'nin Medine'nin ise mazrufu çok üstün.. Mekke-Medine arası 400 km'den fazla.. Kilometrelerce gidiyorsunuz, insanın içini hoş edebilecek bir yeşillik göremiyorsunuz.. Tek tük görseniz bile onlar da sıcağın etkisinden kavrulmuş gibi.. Ancak Halık-ı Zülcelal o coğrafyaya ismi Hz. Muhammed(sav)olan öyle bir mücevher armağan etmiş ki o topraklara ilgi ve alâkanın arkası kesilmiyor.. Kıyamete kadar da kesilmeyecek.. Uhreviyat ağır basıyor.. İnsanlar, sıcağın, çöl ikliminin farkına bile varmıyorlar.. Serinlemek için ise Zemzem giriyor devreye.. O da Yüce Allahın insanlara özel bir hediyesi olarak vazifesini icra ediyor.. Hülasa; "zarfa bakma mazrufa bak" diyen boşuna dememiş..

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.