Hırsızlık tazminatsız çıkış sebebi ama...

A -
A +

Mahkemesi devam ettiği için ismini açıklamayacağımız bir okuyucumuzun başından geçen bir olaydan yola çıkarak bugünkü yazımızı şekillendirdik. Okuyucumuz, çalışan bir işçisinin iş akdini hırsızlık gerekçesi ile sonra erdirmiştir. Aradan iki yıl sonra işçi dava açarak kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmıştır. Yerel mahkemenin kararını Yargıtay onayarak kesin hüküm haline gelmiş. Olay burada bitmiyor. İşçi tazminat davsından sonra birde hizmet tespiti davası açıyor. Hizmet tespiti davası sonucu ne olur? Bu sorunun cevabını arıyor. Hırsızlık fesih sebebi Söz konusu olayda işveren hırssızlık yapan işçinizin iş sözleşmesini haklı olarak feshetmiştir. İş Kanunu'nun 25'inci maddesinde "İşverenin Haklı Nedenle Derhal Fesih Hakkı" düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasının (e) bendinde "işçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması" halinde iş sözleşmesinin işveren tarafından derhal sona erdirebileceği hükme bağlanmıştır. Kanunun madde metni çok açık ve anlaşılır olmasına rağmen, uygulamada işçinin hırsızlık yaptığının tespit edilmesi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Suç duyurusunda bulunun Bir kişiye hırsızlık suçunu isnat etmek, ağır sonuçları olan bir durumdur. Bunun için iş mahkemeleri, önüne gelen olaylarda özellikle hırsızlık olaylarında, fiilin işlendiği tarihten itibaren altı işgünü içinde "Cumhuriyet Savcılığı"na suç duyurusunda bulunulmasını istemektedir. Savcılık soruşturması yapılmadan işveren tarafından tek yanlı olarak "hırsızlık suçlaması" ile iş sözleşmesi feshedilen işçilerin kıdem, ihbar vb. alacaklarının ödenmesine karar verilmektedir. İlk bakışta anlaşılması zor gibi görülen bu uygulamanın hukukun genel prensipleri ve ceza hukuku açısından çok önemli sonuçları bulunmaktadır. Mahkeme kararı olmadan bir kişiye "suçlu" sıfatını koymak hukuken mümkün değildir. İşçinin iş akdini sonlandırmak isteyen kişilerin böyle bir durumu kötüye kullanma ihtimali olduğunu unutmamak lazım. Okuyucumuzun başına geçen olayda anladığım kadarıyla savcılık soruşturması olmadan tek taraflı olarak iş sözleşmesi feshedilmiştir. İşçi de bu durum karşısında iş mahkemesinden, işçilikten doğan tazminat haklarının alınmasını talep etmiştir. İşveren olarak hırsızlık yapan işçiye kıdem, ihbar vb. tazminat ödemek kolay değil. Ancak, savcılık soruşturmasına dayanmayan böyle bir suç isnadı hukuken geçerli sayılmamaktadır. Hizmet tespiti nasıl yapılır? Olayın ikinci aşamasında, aynı işçi, Yargıtay onayı ile kesin hüküm haline gelen tazminat haklarından sonra, sosyal güvenliği ile ilgili olarak "hizmet tespiti davası" açmıştır. İşçinin elinde işyerinde çalıştığına karine olabilecek bir mahkeme kararı bulunmaktadır. Bu karar her ne kadar kıdem ve ihbar tazminatı ile ilgili olsa bile, kesin hüküm niteliğindeki mahkeme kararı ile işçinin o işyerinde çalıştığı kabul edilerek tazminat ödenmesine hükmedilmiştir. Bu karar ikinci aşamada hizmet tespiti davasında işçinin haklılığını kolaylaştıracaktır. Buna rağmen hizmet tespiti davası hukuki sonuçları bakımından tazminat davalarından çok farklı bir davadır. Hizmet tespiti davalarından işçinin, tek başına işvereni hasım göstermesi yeterli değildir. Aynı zamanda, davalı taraf olarak Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın da hasım gösterilmesi, yani davaya taraf olması gerekir. Sosyal Güvenlik Kurumu, işverenden ayrı olarak, böyle bir çalışmanın olup olmadığı yönünde araştırma yaptıktan sonra davanın işçinin aleyhine sonuçlanması için bir takım argümanlar geliştirecek ve buna göre savunma yapacaktır. Zaman aşımı ve hak düşürücü süreler Hizmet tespiti davası sonucunda işçinin işyerinde çalıştığına karar verilirse işverenden prim istenecektir. Burada önemli iki noktayı belirtmek lazım. Bunlardan birincisi; hizmet tespit davasının işçinin işyerinden ayrıldığı yıl sonundan itibaren beş yıl içinde açılması gerekir. Örneğin; 2000 yılı Mayıs ayı içinde işyerinden ayrılan işçinin en geç Aralık 2005 sonuna kadar hizmet tespiti davasını açması lazım. Aksi halde dava hakkını kaybeder. Bu süre zamanaşımı süresi olmayıp hak düşürücü süredir. Hak düşürücü süre olduğu için yargıçların re'sen dikkate almaları gerekir. Hak düşürücü süreler de tarafların böyle bir iddia veya talepte bulunmasına gerek yok. Zamanaşımı sürelerinde ise karşı tarafında zaman aşımı defini ileri sürmesi halinde hakim durumu inceler ve gerçekten zamanaşımı varsa buna göre işlem tesis eder. Hizmet tespiti davasında hak düşürücü süre geçirilmemiş olabilir. Söz konusu davanın temyiz dahil sonuçlanması uzun yıllar alabilmektedir. Kesin hüküm haline geldikten sonra işverenden prim talep edilirken on yıllık prim tahsil zamanaşımına dikkat edilmelidir. Sigorta primi tahsil zaman aşımı ile ilgili 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nda herhangi bir düzenleme yoktur. Sigorta prim tahsilatı 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanuna göre yapılmaktadır. Söz konusu Kanunda tahakkuk ve tahsil zamanaşımı beş yıl olmasına rağmen, sigorta primleri tahsilinde Kanunun bu maddesi uygulanmamaktadır. Bu nedenle Borçlar Kanunu'ndaki genel hükümlere göre on yıllık genel zamanaşımı geçerlidir. Hizmet tespiti davası sonucunda on yıllık zaman aşımı geçen süreler için işveren prim ödemek durumunda değildir. İşçiler işveren adına prim ödeyerek hizmet kazanabilmektedirler. Davayı kazanan işçinin zamanaşımı nedeniyle prim ödemek zorunda bırakılması ise ayrı bir tartışma konusudur.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.