Önce şu birkaç cümleyi bin defa tekrarladığımı kabul edin lütfen; "Kul hakkı mukaddestir! İnsan haysiyetinin zerresine sahip olanlar, kul hakkını çalamazlar! En sefil, en rezil insanlar, kul hakkıyla yaşayanlardır. Benim inancımda, Allah bile kul hakkını affetmemektedir! Ve benim sevgili peygamberim, işçinin alın teri kurumadan, emeğinin karşılığının ödenmesini emretmektedir!" Tamam! Tamam! Tamam! Ama bilmeliyiz ki, işçinin veya herhangi bir kimsenin emeğinin karşılığını istemek başka, vatanımızın, milletimizin bölünmesi için meydanlara dökülüp yırtınmak başkadır. Ben 1 Mayıs kalabalığına katılmadım. Olup bitenleri televizyon ekranlarından seyrettim. Gazetelerde okudum. Gördüm ki, Taksim Meydanında bizim bayraklarımız yoktur. Kırk ayrı bayrak, kırk ayrı kafa, kırk ayrı dil, Türkiye'ye, Türkçeye, ve İslâma kindar bir mel'un zihniyet. Taksim Meydanında fokurdayıp durmaktadır. Bu yıl, 1 Mayıs kalabalığına bir Müslüman topluluk da ilk defa katıldı. Taksim'de komünist olmayan, devletimize, milletimize düşman kesilmeyen işçi teşekkülleri de vardı. Doğru! Ama Taksim'i pençeleyen ruh, devletimize, milletimize, dilimize, birliğimize, dirliğimize, Ebu Cehil, Ebu Leheb... kafasıyla düşman olan ruh idi. 1 Mayıs kalabalığına "ANA DİLDE EĞİTİM HAKTIR!" dövizleriyle katılanlar, yeri göğü birbirine katanlar, neyin arkasında olduklarını açık açık ortaya koydular. Yani Türkiye'de Kürtçe, Lazca, Çerkesce, Pomakça, Arapça, Gürcüce, Arnavutça, Boşnakça, Ermenice, Rumca, Yahudice, Çingenece, Süryanice... gibi dillerin eğitim dili olmasını isteyenler, kendi topluluklarının da düşmanlarıdırlar. Bizim meydanlarımızı kızıl bayraklarla kirletenler ve K. Marks'ın, Lenin'in Che Guevara'nın Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının resimleri altında yürüyenler, çağımızın en az, yüz yıl gerisinde kalan kafasızlardır. Bu iddia iki kere iki dört eder gibi açık ve kesin delillerle ortada durmaktadır. İşte size reddedilmez bir gerçek: Almanya'da bir ilim adamından dinlemiştim. Demişti ki: "Dünkü Federal Almanya 299.000 km2 idi. Sovyet Rusya'nın yüzölçümü ise 23 milyon km2 civarındaydı yani Sovyet Rusya bizden 75 misli daha büyük bir coğrafya üzerindeydi. Yeraltı ve yerüstü zenginlikleri bakımından ise, Sosyalist Rusya Almanya'dan bin misli daha zengindi. Bildiğiniz gibi Rusya Marksist bir zihniyetin elindeydi. Yani ülke, geri bir ekonomi kıskacındaydı. Bu bakımdan bizim iktisadi gücümüz, Sovyet Rusya'nın iktisadi gücünden 125 (yüz yirmi beş) misli daha kuvvetliydi. Sovyet Rusya Marksist sistem yüzünden çok büyük bir iktisadi zorlukla karşı karşıya kaldığı için, 2. Dünya Savaşında hâkimiyeti altına aldığı, üstelik yüksek bir duvarla çepeçevre çevirdiği Doğu Almanya topraklarımızı, para karşılığında bize satmak mecburiyetinde kaldı. Ve biz de ülkemizi ikiye ayıran o utanç duvarını yıkarak ortadan kaldırdık. Marksist sistemin basitliği ve geriliği yüzünden, bizim veya başka devletlerin en küçük bir müdahalesi olmadan kendiliğinden gümbür gümbür yıkılıp gitti..." Komünizm, 1917-1990 yılları arasında, yâni tam 73 yıl "astığım astık, kestiğim kestik" zihniyetiyle, 20 milyona yakın insanı öldürerek ve ülkesinden kaçırtarak ayakta kalmaya çalıştı. Ama olmadı. Avrupa ülkelerindeki komünist idareler de, yerle bir oldular. Hâl böyle iken, bizim Türkiyeli komünistler, 1 Mayıslarda bile kızıl bayraklarla meydanlara koşarak zafer işaretleri yapmaktadırlar. Kafasızlık, gerilik, bu değilse nedir acaba? Söyler misiniz lütfen!