Atalarımız çok doğru söylemişler, "Araba devrildikten sonra yol gösterenler çok olur" demişler. Önemli olan, arabanın devrilmesini beklemeden veya arabayı devirmeden doğruyu görmek ve göstermektir. İş işten geçtikten yâni "Basra harab olduktan sonra" diz dövmenin, hiçbir faydası olmuyor. Dün, Kenan Evren ve arkadaşlarına alkış tutanlar, bugün onların cezalandırılmaları için kıyametler koparıyorlar. Hadiselere, derin bir hüzünle bakıyorum. Biz 29 Ekim 1923'te, padişahlık rejimini yıkarak Cumhuriyeti kurduk. Yalnız, muhalefetsiz bir Cumhuriyetle milletimizi idareye kalkıştık. Muhalefetsiz Cumhuriyet olur mu? Cumhuriyet döneminin ilk muhalefet partisini, Kâzım Karabekir Paşa ve arkadaşları kurdular. Fakat devrin iktidar partisi olan CHP'yi karşılarında buldular. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ancak 4 ay yaşayabildi. Bütün valilerimiz, CHP'nin aynı zamanda il başkanlarıydılar. Valilerimizin astığı astık, kestiği kestikti. Çok kötü bir idare, başını almış gitmişti. Atatürk, muhalefetsiz bir Cumhuriyetin faydalı neticeler vermeyeceğini görmüş ve en yakın arkadaşlarına yeni bir muhalefet partisi kurdurmuştu. Serbest Fırka zorla kurdurulmuştu. Halk büyük kalabalıklar halinde Serbest Fırka'ya kayınca, o muhalefet partisi de üç ay sonra kapatıldı. Ve Cumhuriyet rejiminde "açık oy, gizli tasnif" usulüyle seçimler yapıldı. Yani herkes bir heyet önünde oyunu açıkça kullandı, oy atma işlemi bittikten sonra sandıklar CHP İl başkanları olan valilerimizin önünde gizlice açıldı. Kim bu davranışın ahlâklı bir yol olduğunu söyleyebilir? Gerçi demokrasinin ancak bilenler ve ahlâklı olanlar tarafından kurulacağını söylüyorduk ama bilmiyor ve ahlaklı davranmıyorduk. CHP iktidarı 1946 yılında yeniden bir muhalefet partisinin kurulmasına göz yummak mecburiyetinde kaldı. 14 Mayıs 1950 seçimleri gizli oy açık tasnifle yapılınca Demokrat Parti büyük bir zafer kazandı ve meclisimize, 399 milletvekiliyle girdi. CHP 69 milletvekili çıkarabildi. 1954 seçimlerinde DP 488 milletvekiliyle daha da güçlendi. CHP, 30 sandalyeye indi. 1957 seçimlerinde DP 424, CHP 178 milletvekili çıkarabildi. Demokrasi hayatımızda çok büyük fırtına işte o seçimlerden sonra koptu. CHP muhalefette kalmaya tahammül edemiyordu. Açık açık "Bu vatanı biz kurtardık. Bu cumhuriyeti biz kurduk. Bu vatanı biz idare ederiz!" düşüncesiyle millî iradenin karşısına dikildi. Ve halkımızın katiyyen vermediği iktidar gücünü, ordumuzu siyasete bulaştırarak kapmak istedi. CHP bütün ahlâk kaidelerini çiğneyerek, dehşetli yalanlar uydurarak zihinleri bulandırdı. Bütün meydanlara, hatta TBMM duvarlarına bile: CHP+Ordu+Gençlik=İktidar formülünü yazdı. Meydan mitinglerinde, talebe nümayişlerinde: "Ordu! Ordu! Çok yaşa!" çığlıkları koparıldı. Binbir yalanla ve iftira ile, ordumuzu siyasetin içine çekmek en büyük ahlâksızlıklardan biridir. 27 Mayıs 1960 tarihinde ordumuzdaki CHP kafalı subaylar, adi bir hükümet darbesi yaptılar. Milletimizin en çok sevilen, en başarılı Başbakanlarından Adnan Menderes'i, Dışişleri Bakanımız Fatin Rüştü Zorlu'yu, Maliye Bakanımız Hasan Polatkan'ı idam ettiler. Bütün DP milletvekillerini cezaevlerine tıktılar. CHP o vahşet karşısında kılını bile kıpırdatmadı. Böylece daha sonra yapılan darbelere de yol açmış oldu. 12 Eylül 1980 darbesi, 27 Mayıs 1960 darbesinin tabii neticelerindendir. Dün 27 Mayıs darbesine alkış tutanların, bugün 1980 darbesine horozlanmak hakları yoktur.