Memuriyet hayatımda, Atatürkçülerden gördüğüm zulüm, bir kitap hacminde yazılabilir. Size onlardan birkaçını yazmak istiyorum: 1964 yılının Ekim ayında Ankara Radyosuna girdim. Merkez Program Dairesi Raportörü olarak vazifeye başladım. ŞU ÇILGIN TÜRKLER kitabının yazarı Turgut Özakman, daire başkanımızdı. Radyoya girişimden bir hafta sonra, beni makamına çağırdı. Dedi ki; -Günlerden beri telefonlarım durmuyor. Seni Radyoya aldığım için bana endişelerini, üzüntülerini, öfkelerini bildiriyorlar. Çünkü sen, Adalet Partisi'nde basın sözcülüğü yapmışsın. Doğru mu bu? -Milyon kere yalan! Size böyle telefon açanlara deyin ki: "Yavuz Bülent'in AP'de basın sözcülüğü yapmasına gerek yok! AP yetkililerinden herhangi birinin yaptığı basın toplantısına, bu adamın bir-iki saniye olsun başını uzatıp çektiğini bana ispat edin, kendisini derhal kapını önüne koyacağım!" Göreceksiniz ki o yalancı, o sahtekâr, o alçak adamlar size kırk kapıdan su getirmeye çalışacaklardır. Benim böyle bir işle, milyarda bir bile ilişiğim yoktur. -Yani Bülent, sen CHP'de de basın sözcülüğü yapmış olsaydın tavrım aynı olurdu. İllallah bu siyasetçilerden! Turgut Özakman'la bu konuşmamızın üzerinden 5-10 gün geçti geçmedi. Bir gün TRT Genel Müdürlüğünden, Nedim Tekin'i gördüm. Benim çok eski arkadaşlarımdandı. -Hayrola Nedim dedim. Ne arıyorsun Genel Müdürlükte? -Ben burada, Yorum Dairesi Başkanlığında çalışıyorum. -Gerçekten mi? -Evet. Neden şaşırdın? -Yahu Nedim sen CHP'de hem Gençlik Kolları Genel Başkanı, hem de Basın Sözcüsü olarak çalışmadın mı? -Evet! Neden soruyorsun bunları bana? Turgut Özakman'la konuşmamızı anlattım, Şimdi gidip seni şikâyet edeyim mi dedim. "Et arkadaş! Haklısın!" dedi. Nedim eski arkadaşımdı. Özakman'a hiçbir şey demedim. Özakman beni gözünün önünden uzaklaştırdı. Kısa Dalga yayınlarına sürdü. Orada, Almanya'dan gelen bir işçi mektubunu cevaplandırdım. İşçimiz soruyordu: -Vakt-i zamanında Rusya da ABD'den yardım aldı mı almadı mı? Posta Kutusu isimli program dolayısiyle o işçimize anlattım ki: 1943 yılında Stalin'le Roosevelt, Yalta'da görüştüler. Rusya ABD'den külliyetli miktarda hem ayni yardım hem de nakdi yardım aldı. İşçimize hem kaynak gösterdim, yapılan yardımları kalem kalem belirttim. Daire Başkanı Nurten Görün çok iyi bir Atatürkçü idi. -"Sen Sovyet inkılâbını küçümsüyorsun! Yani bu ABD yardımı olmasaydı Sovyet devrimi olmayacak mıydı?" diyerek öfkelendi. Durumu Özakman'a bildirdi. Bu iki Atatürkçü, tam iki yıl bana kalem tutturmadılar, sadece yurt dışından gelen işçi mektuplarını açtırdılar. İyi mi? Vicdanınız rahat mı? 1976 yılında TRT Genel Müdürlüğüne girdim. İki ayrı program hazırladım. Birisi: ANADOLU'DA ESKİ TÜRK BAŞKENTLERİ. Ötekisi: AVRUPA'DA TÜRK İZLERİ! Bu defa Genel Müdürlükteki Atatürkçüler müthiş öfkelendiler. Beni Genel Müdürlükteki odamdan aldılar ve kurumun Güniz Sokak'taki misafirhanesinin bodrum katına sürdüler. Duvarlar-toz toprak ve kömür tozları içindeydi. Hademeler duvarlara su sıkarak pisliği yere indirdiler. TRT Atatürkçüleri beni o bodrum katında tam iki sene oturmaya mahkûm ettiler. Sonra idare değişti. Atatürkçü idarecilerin yasakladıkları o programlar, yayına girdi. Her iki program Türkiye çapında büyük çok büyük ilgi gördü. Çeşitli kuruluşlar bana ödüller verdiler. Ve şaşıracaksınız beni cezalandıran o Atatürkçü idareciler bile, programların çok beğenildiğini bizzat bana itiraf ettiler.