Ârif Nihat Asya, aslen Tokat'ın KAPUSUZ köyünden. Soyu-sopu Horasan'dan çıkarak Tokat'a yerleşen Türkmen boylarındandır. Dedelerinin ikinci büyük göçü, Kapusuz köyünden Çatalca'ya olmuş. Ârif Nihat, 1904 yılında, Çatalca'nın İnceğiz köyünde doğmuş. Sonra kendi ifadesiyle: "İnceğiz'i Çatalca'ya, Çatalca'yı İstanbul'a bağlamışlar, İstanbullu olmuş..." Daha 7 günlük iken babası ölmüş. 4 yaşına girdiğinde, annesi yeni bir evlilik yaparak Akka'ya taşınmış. Ârif Nihat'ın dedesi bu evliliğe itiraz etmemiş ama sevgili torununu ana kucağından çekip kendi yanına almış. Böylece Ârif Nihat, 7 günlükken yetim, 4 yaşındayken öksüz kalmış. Ömrü boyunca hiç kimseye "anne" ve "baba" diyememiş. Bu iki sıcak kelimeyi sadece yakın çevresindeki kimselerden duymuş. Babası, fakir bir debbağ işçisiymiş. Nitekim ondan oğluna, sadece 3 parça eşya kalmış: Yüzünde kocaman kocaman 40 yaması olan bir yün yorgan, Erzurumlu İbrahim Hakkı, hazretlerinin Marifetname isimli kitabı ve tahtadan yapılmış bir güneş saati (Usturlap)... Bana demişti ki: "O yorgana yeni bir yüz alamadık. Yünleri dağıldı gitti. Marifetnâme'yi kimin alıp götürdüğünü bilmiyorum. Tahtadan yapılan usturlabı üzerimde taşımam mümkün değildi. Annemin yüzünü hayal-meyal hatırlıyorum. Annem Akka'ya gidince bana birkaç yıl dedem ve ninem baktılar. Ninem ölünce halalarımın elinde kaldım. Onların da halleri-vakitleri aman aman iyi değildi. Halam becerikli kadındı. İlgili yerlere başvurarak beni yatılı devlet okullarına kayıt ettirdi. Böylece orta mektebi ve liseyi devletimizin himmetiyle okudum. İstanbul'da Çapa'da Muallim Mektebinde okurken de devletimizin merhametli eli üzerimdeydi. Eğer aziz devletimiz bana sahip çıkmasaydı, belki ben de babam gibi, dedem gibi dericilikle uğraşan bir kimse olarak bir köşede kalıp çürüyecektim. 1928 yılında öğretmen oldum. Kendi kendime şöyle düşündüm: Ârif! Seni bugünlere devlet getirdi. Bu devlete, bu millete hizmet için şimdi sıra sende... Bu devlete bu millete nasıl hizmet edilir? Millet olmazsa devlet de olmaz. Her millet, kendi kültür kökleri üzerinde birleşerek bütünleşir. Ve yükselir. Peki nedir o kültür kökleri? Bunlar: O milletin konuştuğu dildir. Mensup olduğu dini inanç sistemidir. Tarih şuurudur. Gelenekleri-görenekleridir. Güzel sanatlarıdır. Vatan, bayrak, ordu sevgisidir. Sen de bu kültür dünyamıza bağlı yeni gençler yetiştirmelisin! Kaleminle ve dilinle bu mukaddeslerimizi hep baş tâcı etmelisin, dedim. Öğretmenliğim 1928 yılında Adana'da başladı. 1960 yılında Kıbrıs Türk lisesinde sona erdi. Bu süre içinde, devletimize, milletimize ters düşecek bir davranış içinde katiyyen olmadım!" Ben üniversite tahsili için Ankara'ya geldiğim 1955 yılından, onun vefat gününe kadar (5 Ocak 1975) hep yanında-yöresinde bulundum. Tesbitlerimi, kanaatlerimi ve ondan dinlediklerimi ÂRİF NİHAT ASYA İHTİŞAMI isimli 460 sayfalık bir kitapta topladım. Samimi kanaatim şudur: ÂRİF NİHAT ASYA, Cumhuriyet devrimizin en önde gelen ediplerindendir. Ama hep bizim kültür değerlerimize bağlı kalarak yazdığı ve yaşadığı için bir köşeye itilmiş unutturulmak istenmiş, dünyanın en saçma-sapan gerekçeleriyle suçlanmıştır. Devlet radyomuz ve televizyonumuz, Moskova hayranlarına saatlerce kucak açtığı halde, onun isminden bile bir kerecik olsun bahsetmemiştir. Ben, komünist olduğu için yere göğe sığdırılamayan Nâzım Hikmet'in bütün şiirlerini ve iki romanını dikkatle okudum. Gördüm ki Ârif Nihat'ın nesri, hem de "yıldızlı on"larla Nâzım'ın nesrini tartacak güzelliktedir ve Ârif Nihat'ın şiiri, Nâzım'ın şiirinden bir adım bile geride değildir. Ama varsa yoksa Nâzım Hikmet! Yarın yine yazacağım!