Bazı Alevilerimiz-Sünnilerimiz öğrenmekten çok korkuyorlar -1-

A -
A +

Başbakanımız: "Dindar ve demokrat nesiller yetiştirmek istiyoruz!" deyince, çeşitli çevrelerden âdeta bir yaylım ateşine tutuldu. Ben de bu konuda yazmak istiyordum. Araya değerli tarihçimiz Yılmaz Öztuna'nın vefatı girince gecikme oldu... Sayın Başbakanımız çıkıp deseydi ki "Bütün memur maaşlarını yüzde yüz artıracağız. İşsizlik sigortası hazırlayacağız. Asgari ücret, beş bin liradan az olmayacak!" 74 milyonluk Türkiye'den tek itiraz sesi yükselmezdi. Ama iş "dindar nesiller yetiştirmek konusuna gelince feryatlar ayyuka yükseldi. Bu itirazlar, İslamiyeti bilmememizden kaynaklanıyor. Biz bilgisizliğimizden Müslümanla Müslümanlığı hep birbirine karıştırıyoruz. Halbuki Müslüman başka Müslümanlık başkadır. Yani "Allah birdir. Hz. Muhammed de onun kulu ve elçisidir!" diyen herkes Müslümandır. Ama Müslümanlık sadece Kelime-i şahadetten ibaret değildir. Müslümanlık, cehaleti, yalanı, riyayı, dedikoduyu, tembelliği, içkiyi, kumarı, zorbalığı, cinayeti... şiddetle yasaklayan bir dindir. Halbuki Müslümanlar arasında milyonlarca cahil, tembel, kaba, zorba, ayyaş, kumarbaz, câni... kimseler de vardır. Müslümanlık evvelemirde gönüller kazanmaktır. İslamiyet; incelikler, güzellikler, aydınlıklar, mükemmellikler... dünyasıdır. Açın okuyun başta Yunus Emre'miz, Mevlânâmız olmak üzere, bütün mutasavvıflarımızı, yani Kur'an âhlakıyla ahlaklananları! Göreceksiniz, Hayranlıklarla dolup taşacaksınız Yunus Emre, mükemmel bir dindar olarak yaşadı ve yazdı: "Ben gelmedim dâvi için/Benim işim sevi için/Dostun evi gönüllerdir/Gönül kazanmaya geldim" dedi. Bundan daha medeni bir görüş olabilir mi? 20. Yüzyıl Avrupası, Yunus Emre'nin bu Müslüman yüceliğine ulaşabilmiş değildir. Şimdi bizde de, bütün ömürleri boyunca İslâmiyet üzerine bir tek kitap okumayan birtakım cahil kişiler, sanıyorlar ki, dindar nesiller yetiştirilmek istendiğinde, kendileri tekme-tokatla camilere doldurulacaklardır. Yanlış. Milyon kere, milyar kere yanlış... Sevgili peygamberimizin amcalarından biri olan Ebu Leheb kâfirdi. Hazreti Ali efendimizin babası da Müslüman değildi. Sağlıklarında kim dokundu Ebu Leheb'e? Hz. Ali efendimizin kâfir babasına kim el kaldırdı? Çünkü "dinde zorlama yoktur" ve "Allahın rızası olmadan kimse iman edemez!.." Başbakanımızın açıklamasından sonra, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneğinden Ali Kenanoğlu da, korkuya kapılarak haykırıyor, diyor ki: "Bu ülkede azımsanamayacak bir nüfusa sahip olan ve dine sizin baktığınız gibi bakmayan, sizin inandığınız gibi inanmayan Aleviler ne yapacak? Peki bu ülkede yaşayan Ermeni, Rum, Süryani, Hristiyan Yehova şehitleri, Yahudiler, Yezidiler, Caferiler, Bahailer... var. Bunların gençlerini "dindar" yetiştirme hakları yok mudur? Vardır elbette! Vardır elbette! Yeniçağ gazetesinde yazan ve Alevilik konusunda çok hassas olan Selcan Taşçı da Kenanoğlu'nun şikayetini hemen sütununa aldı. Görüyorum ki bazı Alevilerimiz ve Sünnilerimiz, büyük Osmanlı devletini ve bütün padişahlarımızın fermanlarını dikkate almadan veya bilmediklerinden büyük bir korkuya kapılıyorlar. Osmanlı devleti, 624 yıl hükümran oldu. Bu sürenin 322 yılını dünyada lider devlet olarak geçirdi. 1595 yılında 3. Sultan Murad devrinde vatan coğrafyamızın yüzölçümü 23 milyon 337 bin 600 km2 idi. Ve Osmanlı şeriat hükümlerine göre idare ediliyordu. Türkiye'den 30 misli büyük olan o coğrafyada, Hristiyan da, Rum da Yahudi de, Alevi de Süryani de Yezidi de, dinsiz-imansızlar da yaşıyordu. Osmanlı kimin tavuğuna "kişe" dedi? Bu korku neden?

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.