Bir Alevi kapısında sahur davulu

A -
A +

Malatya'nın Doğanşehir ilçesinin Sürgü beldesinde, Mustafa Efsi (23) isimli davulcu, bir Alevi kapısının önünde durarak davul çalmış. Yani onlara "Sahura kalkın, Oruca hazırlanın" demek istemiş. Yanlış! Yanlış! Yanlış bir hareket. O Alevi ailesinin fertleri de kalkarak davulcuya saldırmışlar. Ellerine geçirdikleri taşlarla, değneklerle, kemerlerle davulcuyu dövmeye başlamışlar. Alevi ailesinin delikanlı oğullarından biri "Davulunuzu ve ezanınızı susturacağız!" diye bağırmış. Yanlış! Yanlış! Yanlış bir karşılık! Hadiseye şahit olan mahalle sakinleri, birdenbire ikiyüz kişilik bir kalabalıkla, tekbirler getirerek Alevi komşularının evlerine yürümüşler. Kadınlar zılgıt çekmişler, erkekler, saldırdıkları evin duvarlarına kurşun sıkmışlar ve pencerelerin bütün camlarını kırmışlar. Yanlış kere yanlış! Yanlış kere yanlış! Bir öfke kumkuması hadise daha da büyümeden askerî cemseler ve polis otomobilleri köşebaşlarını kesmişler. Kan dökülmesini önlemişler çok şükür. Doğru! Doğru! Doğru bir iş yapmışlar. Enver Behnan Şapolyo'nun Mezhepler Tarihi isimli kitabında okumuştum: İttihat ve Terakki darbecileri, Gök Sultan Abdülhamid Han'ı iktidardan düşürdükten bir süre sonra, Talat Paşa başbakan olmuş. İlk kabine toplantısında demiş ki: Arkadaşlar! İktidar olduk. Ama Anadolu, bizim için kapalı bir kutudur. Bu kutuyu açmadan devleti idare etmemiz mümkün değildir (1913)" Talat Paşa ülkemizin çeşitli bölgelerine güvenilir kimseler göndermiş. Demiş ki: "Gidin, halkımızın inanç dünyasını çok iyi öğrenin ve İstanbul'a öyle gelin. Halk neye inanıyorsa neyi nasıl yapıyorsa bunu bilelim, tedbirlerimizi ona göre alalım!" Tamamen bir oldu-bitti karşısında kalarak bizi Birinci Dünya Savaşına soktu. Yani Anadolumuzun kapalı kutusunu açamadı... Açın okuyun Prof. Dr. Orhan Türkdoğan'ın KEMALİST SİSTEM isimli kitabını 308. sayfada deniliyor ki: "Kemalist Teorinin milletleşme sürecinde din olgusunu devreden çıkarmasını, dönemin yapısal özelliklerinde aramak gerekir." Prof. Türkdoğan, eserinin 309. sayfasında da şöyle bir tesbitte bulunuyor: "Dönemin Batıdan esen felsefesi; pozitivizm de, bu oluşumda önemli rol oynuyordu. Bu yüzden, din devreden çıkarılmış, eğitilmiş kuşakların yetiştirilmesi ihmal edilmiştir. Oysa din, temel bir müessesedir!" Bilindiği gibi, pozitivist felsefede ahiret kapıları tamamen kapatılmıştır. Allah, Peygamber ve Kur'an inancı inkâr edilmiştir. Anadolumuzun kapalı inanç kutusu İmparatorluk döneminde de yeteri kadar açık değildi. İttihat ve Terakki iktidarı çok istemesine rağmen bu konuya açıklık getiremedi. Kemalist sistem dini, millet hayatımızın dışında tuttuğu için Sünni ve Alevi camiadaki bilgisizlikler arttı. Bu arada Marksist düşüncede olan kimseler de Aleviliği İslamiyete karşı kullanmak istediler. Şimdi Alevilik, tamamen bilgisizlik yüzünden, öyle bir noktaya gelmiştir ki, kim ne söylerse mutlaka büyük tepkilerle karşılaşmaktadır. Mesela ben bir yazımda: "Aleviler soy bakımından Türk, din bakımından Müslümanlardır" demiştim. İstanbul'da çıkan KAVGA isimli sözde Alevi esasta Marksist bir dergi, beni: "Alevi düşmanı" olarak ilan etti. Şimdi ben Aleviler Türk de Müslüman da değillerdir desem bir başka Alevi grup beni Alevi düşmanı olarak göstereceklerdir. Malatya'nın Doğanşehir ilçesinin Sürgü Beldesinde meydana gelen hadisenin temelinde korkunç bir cehalet var. Hadise daha da büyüyebilir, yüzden fazla kişi ölebilirdi. Aman dikkat! Aman dikkat! Aman dikkat! Yarın bu konuda yine yazacağım.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.