Konserlere 100.000 kişi, konferanslara 100 kişi

A -
A +

24 Temmuz, bizim Basın Bayramımız. Basın İlân Kurumu Genel Müdürlüğü, bu yıl, güzel bir adım attı: Basın Bayramımızı, Sultanahmet Meydanında düzenlediği Marmara Kıraathanesinde kutladı. Davetliler arasında ben de vardım. Güzel sohbetler dinledim. Yeni nesil bilemez; çünkü Marmara Kıraathanesi, 1958 yılında Beyazıt Meydanına bakan iş yerlerinden birinde açılmıştı. Önceleri bir kıraathane olarak düşünülmüş, zamanla İstanbul'un önemli kültür merkezlerinden biri haline gelmişti. Çünkü şehrin fikir, sanat, edebiyat ünlüleri, Marmara Kıraathanesini yepyeni bir sohbet dünyası seviyesine yükseltmişlerdi. Kıraathane 1984 yılında kapanmıştı. Demek ki millet hayatımızda bize büyük, çok büyük faydalar sağlayan o sohbetler kaynağımız, ancak 26 yıl yaşayabilmişti. Marmara Kıraathanesinde, her gün veya her hafta, yeni bir sohbet kapısı aralayanlar, hep ilim-irfan sahibi kimselerdi. Onları dikkatle dinleyenler de, zamanla kalem ve kelam sahibi oluyorlardı. Bugün hangi kıraathanelerimizde veya hangi kütüphanelerimizde sohbet toplantıları düzenleniyor bilmiyorum.Yalnız aklımdan hiç çıkmayan bâzı rakamlar var: Batı dünyasında ortalama her 4.000 kişiye bir kütüphane düşüyor. Kütüphaneler okuyucularla cıvıl, cıvıl. Bizde ise 64.000 kişi için bir kütüphanemiz açık. İnanmıyorsanız gidin görün. Kütüphanelerimizde genellikle in-cin top oynuyor. Maalesef, okumayan, araştırmayan, incelemeyen... bir topluluk haline geldik. Geçenlerde gazetemiz yazdı: Tarkan'ın İstanbul'daki bir konserine 100.000 kişi koşmuş. Mustafa Sandal'ın konserinde 120.000 kişi toplanmış. Siz de merak etmiyor musunuz acaba? Başta İstanbul olmak üzere, çeşitli şehirlerimizde hazırlanan konferanslara katılan dinleyicilerimizin sayısı ne kadar? Ben 1955 yılından bu yana düzenlenen konferanslara, fırsat buldukça gidiyorum. 57 yıldan beri, hiçbir konferans salonunda bin kişilik bir dinleyici görmedim. Bırakın 1.000 kişilik dinleyici topluluklarını birkaç yüz kişilik meraklı kişilerle bile ender karşılaştım. Bizim konferanslarımızın dinleyici sayısı ortalama olarak 50-60 arasındadır. Futbol maçlarımıza da 20.000 kişi, 30.000 kişi nefes nefese yetişiyorlar. Kalabalıklar, bazan anlatılmaz bir öfkeyle futbol karşılaşmalarını seyrediyorlar. Bir düşman ülkesine gider gibi, palalarla, dönerci bıçaklarıyla maçlara giden insanlarımız var. Peki ne kazandırıyor bu öfkeli kalabalıklara bu futbol maçları? Türkiye, fikri ve iktisadi bakımdan bir santim yukarı mı çıkıyor? Fert başına düşen milli gelirimizde bir kuruşluk bir artış mı oluyor? Dünyanın hiçbir ülkesi, şu veya bu makamda beslenen türküleri şarkıları dinleyerek, kollarını başlarının üzerine kaldırıp sağa-sola sallayarak kalkınmadı, kalkınamadı. Eğer sallanarak, sarsılarak, çırpınarak şarkılar-türküler söylemek ülkeleri kalkındırsaydı, önce Afrika toplulukları, dünyanın en gelişmiş, en zengin ülkeleri olurlardı... Yazım yanlış anlaşılmasın. Ben, insanlarımız katiyyen konserlere, futbol maçlarına gitmesinler demiyorum. Böyle bir kanaat sahibi değilim. Gitsinler. Ama bilsinler ki milletlerin kalkınmaları, birlikleri, beraberlikleri, ilimde, irfanda, teknikte, edebiyatta... gelişmeleriyle olur. İddia ediyorum: Bir konser, bir futbol maçı... bir insana belki birkaç saatini hoşça geçirtebilir. Ama bir sohbet, bir konferans bir insanın, birdenbire yepyeni bir dünyaya doğmasına, daha doğru daha güzel, daha faydalı düşünmesine yol açabilir. Dünyanın şu zor, şu çekişmeli günlerinde, daha çok konferanslara ve daha çok sohbet toplantılarına şiddetle ihtiyacımız var.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.