H. de Balzac'ın çok kısa çok doğru bir millet tarifi var. Diyor ki: "Millet, edebiyatı olan topluluktur..." Necip Fazıl Kısakürek de benzer bir iddiadadır: "Bir milletin edebiyatı yoksa, o millet yok demektir!.." Edebiyatın temel malzemesi dildir. Dil olmazsa, edebiyat olmaz. Edebiyat olmazsa millet olmaz! Millet hayatında, bütün müsbet ilimlerin de çok önemli bir yeri var. Ama müsbet ilimlerin ahlâkî endişeleri veya görevleri yok. Fizik ilmi, suyun sıfır derecede donduğunu yüz derecede kaynadığını tespit etmiş. Kimya ilmine göre su, iki hidrojen bir oksijen molekülünden meydana geliyor. Bunları bilmek, bize bayrağımızı, milletimizi, vatanımızı sevdirir mi? Bizi fakirlere yardım etmeye, dürüst olmaya kötülüklerden uzak kalmaya çağırır mı? Bir gurbet ve hasret bir aşk, bir kahramanlık, bir vatan...şiiri veya nesri okuduğumuz zaman, duyduğumuz heyecanı, sevinci, coşkunluğu bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece ettiğini öğrendiğimizde duymayız. Bunun içindir ki, büyük devletler, çocuklarını önce zengin bir dille eğitirler; sonra onları zengin bir edebiyatla yetiştirirler. Dillerini ve edebiyatlarını durmadan budayan, tasfiye eden milletler, geri kalmaya mahkûmdurlar. Mesela İngiltere devleti, öğrencilerine 1616 yılında ölen Shakespeare'in (Şekspir) İngilizcesini öğreterek yetiştiriyor. Şekspir İngilizcesini, bilmeyen bir İngiliz, aydın sayılmıyor. Türkiyemizde ise, her nesil, bırakın 390 yıl, 90 yıl önce yazılan bir eseri, kendisinden önceki neslin elinden çıkan bir eseri bile okuyup anlayamıyor ve bu geriliği, "İlericilik" sanıyor. Türkiye Batıdan niçin geri? Çünkü Batıdaki gibi zengin bir dilimiz ve edebiyatımız yok. Acı ama gerçek, Türkiyemizde edebiyat 70 yıldan beri solcularımızın tekelinde. Türkiyemizde Türkçe, kendilerine ilerici diyen kimseler tarafından budanıyor. Bizim solcularımız, çağımızın yüz yıl gerisinde kalan katı ve kaba hayalperestlerdir. Kendilerinden başka kimseye tahammülleri yoktur. Devletimizin ve basınımızın önemli noktalarını ellerine geçirmişlerdir. Kapılarını solcu olmayalara karşı sımsıkı kapamışlardır. Mesela ben, 1964-1968 yılları arasında Ankara Radyosunda çalıştım. Solcu olmadığım için beni program yapmaktan uzaklaştırdılar ve bana iki yıl, sadece "radyoya gelen dinleyici mektuplarını açmak, dörde katlanmış istek-soru kağıtlarını tek sayfa haline getirip üst üste koymak" vazifesini verdiler. Ben bu çok zor, bu çok zahmetli, bu çok ağır vazifenin zaman zaman dışına çıkarak ilgililere arz ettim ki: "Arif Nihat Asya, Cumhuriyet devrimizin en önemli şair ve yazarlarındandır. Arif Nihat bugün var; yarın yoktur. Yarınki, nesiller için onun sesini ve görüntülerini alıp Radyo arşivinde saklayalım..." Arif Nihat gibi başka isimleri de saydım. Teklifimi kat'iyyen kabul etmediler. Bugün bizim radyolarımızda ve televizyonlarımızda ona ait tek görüntü ve ses kaydı yoktur. Neden? Arif Nihat solcu olmadığı için. Ankara Televizyonu, Cumhuriyetimizin 50. kuruluş yıl dönümünde Cumhuriyet Devri Türk Şiiri başlığıyla dört ayrı program yayımladı. Ama Arif Nihat ASYA'nın bir kerecik olsun isminden bile bahsetmediler. Ben Türk şiirini ve Türk nesrini bilen herkesin huzurunda iddia ediyorum: Arif Nihat ASYA'nın nesri, Nâzım Hikmet'in nesrinden yıldızlı onlarla çok daha kuvvetlidir ve Onun şiiri Nâzım'ın şiirinden kat'iyyen geri değildir. Ama Nâzım Hikmet her vesileyle göklere çıkarıldığı halde Arif Nihat'tan hiç bahsedilmemektedir. Dün solcular, hazırladıkları antolojilere onun BAYRAK şiirini kat'iyyen almadılar. Çünkü Arif Nihat'ın o güzelim şiiri, bizim Ay Yıldızlı bayrağımız için yazılmıştır. Solcularımızın 1 Mayıslarda ve diğer nümayişlerde, gururla, korkusuzca aşkla taşıdıkları bayraklar ise, orak-çekiçli Moskova bayraklarıdır. Arif Nihat'ın BAYRAK şiirine de Türkiyeli solcular ambargo koymuşlardır. Bugün de onu, MEB Ömer Dinçer yasaklıyor! Siz de dizinize vurarak hayıflanmaz mısınız?