Ordumuzu siyasete bulaştırmamak

A -
A +

Yaşları, 50-60 civarında olanlar bilemezler. Çünkü bir meseleyi, bir olayı bilmek için ya ona bizzat şahit olmak veya o konuyu incelemek, araştırmak lazım. Biz, dünya üzerinde en az okuyan milletlerin başında bulunuyoruz. Avrupa ülkelerinde, bir yılda basılan kitaplardan bin kişiye düşen kitap sayısı 1.700-2.700 arasındadır. Türkiye'mizde ise bir yılda basılan kitaplardan bin kişiye düşen kitap sayısı sadece yedidir. Yedi! Yedi! Bu acı gerçeği şunun için yazıyorum: Bugün Türkiye'de pek çok kişi, kuruluş, parti... 12 Eylül darbesinin doğurduğu büyük acılardan utanç, yüklü felâketlerden şikâyetçi. Ama bilmiyoruz ki veya bilmeliyiz ki, bugün 12 Eylül davasına müdahil olmak için sıraya girenler veya o darbeden şikayetçi olanlar, dün, o darbenin yapılmasına çanak tutanlardı. Bir aşçı kendisinin pişirdiği bir yemekten nasıl şikayetçi olabilir? Bu sütunda, belki kırk defa yazdım. Galiba yüz kırk defa tekrarlamak mecburiyetinde kalacağım: Ordusuz millet, ordusuz devlet, ordusuz vatan olmaz. Ben yeni kurulan Türk Cumhuriyetlerine on defa gidip geldim. Onlarla ilgili yüz bir TV programı hazırladım ve sundum. Soydaşlarımızın Rus esareti altına düşmelerinden büyük üzüntüler duydum. Sonra öğrendim ki Ruslar, bütün Türkistan topraklarına, âdeta ellerini kollarını sallayarak girmişler ve işin hazin tarafı bugünün yeni Türk Cumhuriyetlerini istila ettiklerinde, elli civarında ölü vermişler. Milletimizin bu büyük utancını karşılaştığım yetkililere sordum. Her Cumhuriyette aynı cevabı aldım: "Ordumuz yoktu, Ordumuz yoktu... Rusların bu topraklara ellerini kollarını sallayarak girmeleri, Ordumuzun olmamasındandı" dediler. Türkistan ve Azerbaycan faciasına şahit olduktan sonra bütün varlığımla inandım ki bizim Anadolu'da yaşamamız, namusumuz, şerefimiz, haysiyetimiz... Ordumuzun güçlü, vurucu, caydırıcı bir güçle varlığına bağlı. Ve yine samimiyetle inandım ki; ordumuzu bölen gücünden, birliğinden, dirliğinden... eden felâket, onun siyasete karışmasındandır, hükümet darbeleri yaparak devlet idaresine el koymasındandır. Türkiye'mizde hangi alçak, hangi hain, hangi namussuz, hangi satılmış adam, ordumuzun güçlü kuvvetli olmasını istemiyor? Şu veya bu vesileyle meydanlara dökülerek "Ordu! Ordu! Çok yaşa! veya "CHP, Ordu, gençlik iktidar" diye bağıranlar yazanlar, çizenler hakikatte en büyük, en sinsi ordu düşmanlarıdırlar. Dünkü yazımda belirtmiştim. CHP, 1950-1954-1957 seçimlerini kaybedince, DP iktidarının bir askerî darbeyle yıkılmasını istemişti. Yaşları 50-60 civarında olanlar bilemezler. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kürsüye çıkarak DP milletvekillerine karşı haykırmıştı: "Gideceksiniz! Hem de çok kötü bir şekilde gideceksiniz! Sizi ben bile kurtaramayacağım. Kore de Sigman Re ordusuna güveniyordu. Siz neye güveniyorsunuz! Şartlar tamam olunca ihtilal meşru olur!" demişti. Orduyu bir hükümet darbesi yapmaya açık açık davet etmişti. CHP'nin gençlik kolları Ankara-İstanbul meydanlarını doldurarak "Ordu! Ordu! Çok yaşa!", "Ordu gençlik el ele!" sloganlarıyla yeri göğü birbirine katmışlardı. 27 Mayıs darbesi olduktan sonra, İsmet İnönü, o darbeyi katiyyen kınamamış, aksine "Biz bu darbenin ne içindeyiz! Ne dışındayız!" diye beyanat vermişti. Ordu bir defa siyasete bulaştı mı yeni darbelerin yapılması tabii bir hâle gelir. Nitekim 27 Mayıs darbesinden sonra yeni yeni darbe teşebbüsleri oldu. 12 Eylül 1980 darbesi, 27 Mayıs darbesinin tabii bir uzantısıdır: 27 Mayıs darbesine davetiye çıkaranlar, 27 Mayıs günlerini bir süre bayram olarak kutlayanlar, şimdi utanmadan arlanmadan 12 Eylül darbesine yumruk sıkıyorlar. Bu gafleti anlamak mümkün değildir...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.