Rıza Akdemir: Caanım Efendim -1-

A -
A +

Birkaç günden beri, âdeta derin bir kuyu dibindeyim. Konuşmakta, yazmakta, dinlemekte zorlanıyorum. Çünkü 57 yıllık bir dostluğun, dostluktan öte bir kardeşliğin kapısı artık bana karşı kapalı. Çünkü ben, hayatta en çok sevdiğim, dünya ve âhiret kardeşim bildiğim Rıza Akdemir'i ötelere uğurladım. Benim "Caanım Efendim!" Çocuklarımın "Rıza Amcaları" artık yok. Onunla üniversite yıllarımın başlangıcında tanıştım. O siyasal Bilgiler Fakültesinin birinci sınıfındaydı; ben de Hukuk Fakültesinin yeni talebelerindendim. Önce, Serdengeçti Osman Yüksel'in yazıhanesinde karşılaşıp tanıştık. Sonra, Ankara Türk Ocağındaki faaliyetler içinde olduk. Fikirlerimiz, duygularımız, öfkelerimiz, sevinçlerimiz birbirinden farksızdı. Birbirimizi sevmemiz birdenbire oldu. Sonra bu yakın dostluk birdenbire ikiye katlandı. Onun Siyasal Bilgiler Fakültesinden arkadaşı Naci Yılmaz ile, benim Hukuk Fakültesinden arkadaşlarım Agâh Oktay Güner ile Yiğit Yiğitbaşı, bir mukaddes dâvânın, yani Türk Milliyetçiliğinin sevdalıları olarak kenetlendik. İtiraf ederim: Hepimiz o yıllarda güzel konuşmaya, güzel yazmaya hevesleniyorduk. En deli-dolu arkadaşımız Naci Yılmaz idi. Müthiş zeki, müthiş ateşli, müthiş müdahaleci bir yapısı vardı. Rıza Akdemir, Oktay Güner, Naci Yılmaz'a "Türk Milliyetçiliğinin Lenin'i!" diye bakıyorlardı. İçimizde en sessiz sakin yaşayan, en iyi yazan, en iyi konuşan Rıza Akdemir idi. Samsun milletvekili Tevfik İleri, bizim talebelik yıllarımızda Milli Eğitim Bakanımızdı. Ve çok iyi bir hatip idi. İnsanı çekip-çeviren, büyüleyen mükemmel bir hitabeti vardı. Biz de, kendi aramızda Rıza Akdemir'e "yarınımızın Tevfik İlerisi" diye bakıyorduk. Nesri hitabetinden, hitabeti nesrinden güzeldi. Şaşırtan bir belagatle konuşuyor, insanı çekip-çeviren, imrendiren, kıskandıran bir üslupla yazıyordu. Serdengeçti Osman Yüksel'in o, bir yazıda bir yanlış kelimenin, bir lüzumsuz cümlenin geçmesine tahammül edemeyen kimsenin, Rıza Akdemir'in yazılarını döne döne okuduğuna, o yazıları öve öve göklere çıkardığına kaç kere şahid olmuşumdur. Nitekim, Rıza Akdemir'in daha Samsun Lisesi sıralarında yazdığı yazılarını BİR GÜN GELECEK ismiyle Serdengeçti yayınları arasında çıkarmasına birlikte sevinmiştik. Bir başka arkadaşı, bir gün avuçlarını birbirine vurarak ve kahkahalarla gülerek anlatmıştı: "Samsun Lisesinde, kompozisyon notları en yüksek olan arkadaşımız Rıza idi. Ben, şöyle-böyle yazıyordum. Bir gün kendisine yalvardım. 'Rıza dedim, şu kompozisyon vazifemizde, bana ne olursun yardım et. Bir defacık olsun benim yerime de sen yaz!'. Hiç itiraz etmedi. Benim yerime yazdığı metni, bir gün sonra alıp getirdi. Onun metnini yeni baştan kendi el yazımla yazıp hocaya verdim. Aynı konuda bir metin de kendi adına hazırlamıştı. Birkaç gün sonra, notlarımız okundu. Edebiyat hocamız bana on, Rıza'ya sekiz vermişti. Gülümseyerek yüzüme bakışı, hep gözlerimin önündedir!.." Kibar, kibar, kibar bir adamdı. Arkadaşlarına: "Caanım Efendim!" diye hitap ederdi. Elli yedi yıllık dostluğumuz esnasında birbirimize bir defacık olsun kırılmadık. Benim, tarihimize edebiyatımıza karşı biraz merakım vardı. Hiç abartmadan yazıyorum: Hem üniversite yıllarımızda, hem de çok daha sonraki devlet hayatımızda, edebiyatımızı da, tarihimizi de bana ders verecek derecede biliyordu. On beş bin kitaplık kütüphanesi olan devlet adamlarımızdan biriydi. Türkiye'mizde on beş bin kitabı olan kaç aydınımız vardır acaba?

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.