İslamiyete göre, en büyük günahlardan biri, Allah'a Kur'an'a, Peygambere inanan birini kâfir diye suçlamaktır. Böyle hallerde suçlama geri döner ve suçlayan kimse kâfir durumuna düşer. Bu bakımdan çok dikkatli olmak, dinsizlik, Allahsızlık sıfatını kullanırken, kılı kırk yarmak gerekir. Ben, İslâmın bu güzel, bu doğru ölçüsünü bilerek yazıyorum: Tevfik Fikret, bizim pozitivist şartlarımızın başında geliyor. Yani o, dinsiz, imansız, kitapsız, Allahsız bir şairdir. Bu kanaatte oluşumun sebebi, şunun-bunun iddiası değildir, bizzat Tevfik Fikret'in kendi açıklamaları, kendi şiirleridir. Burada size onun 2 şiirinden kısaca örnekler vereceğim: Tarih-i kadim, Tarih-i kadime zeyl ve Halûk'un Amentüsü, onun çok meşhur şiirleri arasında. Kadim: eski, zeyl: ilâve, amentü: iman ettim demektir. Fikret, Tarih-i Kadim şiirinde, bir Bulgar, bir Moskof öfkesinden kırk bin batman daha ağır bir öfkeyle tarihimize saldırıyor ve diyor ki: "Her şeref yapma, her saadet piç/ Her şeyin iptidası, âhırı hiç/ Din şehit ister, âsûman kurban/ Her zaman, her tarafta kan, kan, kan/ Kahramanlık, esası kan vahşet/ Beldeler çiğne, ordular mahvet/ Kes, kopar, kır, sürükle, ez, yak, yık/ Ne aman bil, ne ah işit, ne yazık..." Tevfik Fikret, bizim ordularımıza, bizim komutanlarımıza böyle yumruk sıkarak diş gıcırdatıyordu. Fikret, Kur'an'dan "köhne kitap" diye bahsediyordu. "Fikirlere mezar olan Kur'an sahifelerinin yarınlarda yırtılacağını" iddia ediyordu. Mehmet Akif'in dindarlığıyla aklınca alay eden ve ona "Molla Sırat" diye sataşan Fikret, dinsizliğini alenen bağıra, bağıra yazıp çiziyordu. M. Akif'e diyordu ki: "Ben de âşıktım ezan nağmesine/ Bir de koşardım ki o Allah sesine/ Ben de tesbih elde dua ettim, oruç, namaz/ Hepsini hepsini yaptım boşu-boşuna/ Çünkü telkinlere aldanmıştım/ Kandığın şeylere ben de kanmıştım/ Bilmeden, görmeden iman ettim/ Nefsimi dinime kurban ettim/ Sevdim Allahı da peygamberi de/ O olay kaldı bugün hep geride/ Git ara kiliseyi, gez Kâbe'yi/ Dinle tekbiri işit çan sesini/ Göreceksin ki bütün boşluktur/ Umduğun beklediğin şey yoktur.../ Mehmet Akif'in Fikret'e ve Fikret gibilere verdiği cevap meşhurdur: "Serseri! Hiç birinin mesleği yok! meşrebi yok!/ Feylesof hepsi fakat, pek çoğunun mektebi yok!/ Şimdi Allah'a söver, sonra bırak bol para ver/ Hiç utanmaz, Protestanlara zangoçluk eder" Doğrusu Fikret, Protestanlara zangoçluk ederek çan çalmadı. Ama Sevgili oğlu Halûk, Amerika'ya giderek orada Protestan papazı oldu. Tevfik Fikret de 2. Abdülhamid Han'ı öldürmek isteyen Ermeni militanı Jorris'e: "Ey şanlı avcı tuzağını boşuna kurmadın/ Attın fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın" diye başlayan mısralarla alkışlayan bir gâfil, bir ruhsuz, bir köksüz adam olarak yaşadı ve yazdı. Şu son günlerde, Fransa Meclisinin Ermeniler lehine aldığı karar dolayısiyle bazı televizyon kanallarında açık oturumlar düzenleniyor. O programlarda yüzde yüz Ermeni ağzıyla konuşan Türkçe isimli yeni Tevfik Fikret'ler görüyorum. Bizim eğitim sistemimizin yetiştirdiği bu ruhsuz, bu beyinsiz, bu aşağılık insanlardan iğreniyorum. Demek ki T.Fikret gafleti ve ihaneti devam ediyor diyorum.