Genç Osman'ın ihtilalci yeniçeriler tarafından götürülmesini anlatan bir gravür.
Alp Er Tunga'dan (ölümü Milâd'dan önce 624) bu yana 2700 yıllık Türk tarihinin en büyük ailesi Osmanoğullarıdır. Hiçbir tarihçi buna itiraz edemez. Dünya tarihinin gerçekten süper hanedanıdır. Tarihçiler, bizimkiler ve Avrupalılar, bu süperlik üzerinde epey durmuşlardır. Bu süperliği, Osmanlı'yı ve hassaten Osmanoğullarını unutturmak, küçültmek, hattâ aşağılamakta rekor dönemi yaşayan Türkiye'de geniş kitleye hepsi derin politikacı olan Hânedân'ı evliyâlaştırmak hevesine kapılmadan ilmî şekilde vurgulayan tarihçi benim. Epey belâyı da göze almışımdır. Şimdi bu yazımda, Hânedân'ın kusurlarını ele almam, beni çok seven okuyucularımı belki şaşırtacaktır. Bu kusurları -bazen iğrenç tafsilâtı ile- arada yazdığım zaman, sevgili okuyucularımdan epey tepki gelmiştir. "Bu tafsilâtı niçin veriyorsun? Çocuklarımızın öğrenmeleri gerekmez" demişlerdir. Evet, tarihimizin olumsuzluklarından, padişahlarımız da sorumludur ama, dikkatle okunursa, geniş kitlenin, hattâ açıkça telaffuz edeyim milletimizin sorumluluğu da ortaya çıkar. Romantik ve gösterişçi Türk milliyetçiliğinde, millî hatalarımızın teşhiri yasaktır. Romantiklik hoş şeydir ama, milletleri uyutur. Makbul ve müsbet milliyetçilik, gerçek milliyetçiliktir. Uydurma mit'ler ve mantık dışı lâflarla milliyetçiliğin artık işe yaramadığı, katı gerçeklerin tam egemenlik kurduğu bir dünyada yaşıyoruz. Zaten tarihte hatalı davranmayan millet yoktur.
PADİŞAHLARIMIZIN ÂKIBETİ
Kök Tengri'den (Gök Tanrı'dan) kut almış, kutlu denen en büyük hânedânlarımız, meselâ Göktürkler'deki Mete Hânedânı prenslerinin mücadeleleri, İslâm'a geçip, artık Allah'ın irâdesi ile saltanatı (iktidarı) ele alan Selçukoğulları, Timuroğulları gibi en muhteşem, tarih değiştiren ve tarih oluşturan hânedânlarımızda da devam etti. 1516'dan itibaren üstelik İslâm Halîfesi yüce titrini resmen taşıyan Osmanoğulları hâkanları, imparatorluğun hânedân prensleri arasında bölüşülmesine son vermek, bütün iktidarı tek kişide toplayıp merkezî irâdeyi egemen kılmakla beraber, kanlı iktidar mücadelelerini engelleyemediler. Candan inandıkları dinin yalnız 4 halîfesini "râşid" (ergin) kabûl etmesine rağmen, bu 4'ten son 3'ünün katledilerek halîfeliklerine ve hayatlarına son verildiği bir tarihin vârisi idiler.
Şimdi şöyle bir hatırlayalım, ilk Osmanlı tarihçilerinin "Oğuz Han (yani Mete) nesli" olduğunu, yani "kutlu" doğduklarını ve Allah'ın irâdesi ile tahta oturduklarını öğünerek vurguladıkları padişahlarımıza nasıl davranıp saltanatlarına son verdiğimizi görelim:
Birinci Murad (1362-1389) Kosova Meydan Muharebesi sonunda şehîd oldu. Oğlu Yıldırım Bâyezid (1389-1402), Timur'a esir düşüp teessür içinde nefes darlığından öldü. Büyük oğlu Birinci Süleyman (1402-1410), kardeşi Mûsâ Çelebî'nin önünden kaçarken, Çelebî'ye yaranmak isteyen köylülerce öldürüldü (Çelebî, bu köyü hallkı ile beraber yaktı). Mûsâ Çelebî (1410-1413), ağabeyi Çelebî Sultan Mehmed'le savaşırken öldürüldü.
Çelebî Birinci Mehmed'in torunu Fâtih İkinci Sultan Mehmed (1451-1481), Venedikliler tarafından zehir yutturularak 49 yaşında öldürüldü. Oğlu İkinci Bâyezid (1481-1512), tahttan indirildi, az sonra öldü. Bunun torunu Kaanûnî Sultan Süleyman (1520-1566), Macaristan'da Segetvar'da muharebe meydanında otağında hastalıktan öldü.
Birinci Mustafa (1617-18 ve 1622-23) akıl hastası olmasına ve velîahd olmamasına rağmen iki defa kısa müddetler için tahta çıkarıldı. Sonra hayatına dokunulmayarak 1639'a kadar yaşadı.
YENİÇERİLER KATLETTİ
"Genç" denen İkinci Osman (1618-1622), âsî yeniçeriler tarafından tahttan indirilip alçakça şehîd edildi. Kardeşi Sultan İbrahim (1640-1648), öz annesinin önayak olması ile tahttan indirildi, 10 gün sonra kemend atılarak öldürüldü (Osmanoğullarının kanı "kutlu" olduğun için akıtılamaz, ibrişim kemendle boğularak öldürülürler). Oğlu Dördüncü Mehmed (1648-1687) tahttan indirildi, 5 yıl sonra eceliyle öldü.
Dördüncü Mehmed'in büyük oğlu İkinci Mustafa (1695-1703), Edirne Vak'ası denen asker ayaklanması ile tahttan indirildikten 4 ay sonra teessüründen öldü. Kardeşi Üçüncü Ahmed (1703-1730), "Patrona Halil İhtilâli'nde tahttan indirildi. 6 yıl sonra öldü.
Üçüncü Ahmed'in torunu Üçüncü Sultan Selim (1789-1807), devlet rejimi ilân ettiği Nizâm-ı Cedîd'i beğenmeyen akıl ve ahlâktan nasipsiz mürtecîler tarafından tahttan indirilip ertesi yıl alçakça şehîd edildi. Amcasının büyük oğlu Dördüncü Mustafa (1807-1808), tahttan indirilip 3 ay, 19 gün sonra boğdurularak öldürüldü, zaten Sultan Selîm'in gerçek kaatili idi. Yerine kardeşi İkinci Mahmûd (1808-1839), sonra büyük oğlu Sultân Abdülmecid (1839-1861) geçip rahat döşeklerinde ölmek şansına nâil oldular.
Sultan Mahmûd'un küçük oğlu Sultan Abdülazîz (1861-1876), vatan hainliğine soyunan bir mareşal, Hüseyin Avni Paşa tarafından tahttan indirildi. Birkaç gün sonra kol damarları kesilerek öldürüldü. Resmen intihar ilân edildi. Sultan Mahmûd'un, subayın politikaya karışmaması temel ilkesi çiğnendi. Bu darbe, devletin onulmaz yaralar almasına, ülkeler kaybetmesine, milyonlarca vatandaşın hayatına mâl oldu. Sultân Azîz, donanma ve orduyu çok güçlendirmiş, asker ve denizci doğmuş muhteşem bir hükümdardı. Gene bu darbe, yeğeni İkinci Abdülhâmid'in 30 yıllık şahsî yönetimi zorunluluğunu getirmekle, demokratik gelişmemizi temelinden baltaladı. Olağanüstü sayılan Süleyman Paşa'nın darbe planı, 1960 iğrenç darbesinde aynen taklîd edildi. Darbenin arkasında İngiltere'nin bulunduğunu önemle kaydetmek gerekir. 1960 darbesinin arkasında Amerika'nın varlığı da kesindir.
Beşinci Murad (1876) 3 ay sonra rahatsızlığı dolayısıyla tahttan indirildi. Kardeşi İkinci Abdülhamîd (1876-1909), orduyu politikadan çekti. Ancak 1908 ve 1909 askerî darbelerine mâruz kaldı, ikincisinde tahttan indirildi. İngiltere gene ağırlıklı rol oynadı. 1913'te yeni darbe ile İttihâd ve Terakkî'nin Üçlü Yönetim diktatörlüğü başlar. 1915'te, Çanakkale'de yarım milyon Türk gencinin harcandığını cepheyi teftiş ederek gören Velîahd Yûsuf İzzeddin Efendi, Almanya'dan ayrı barış çok mahrem teşebbüsüne katıldığı için, Enver Paşa'nın Alman ajanları tarafından, gene kol damarları kesilerek öldürüldü.
SUÇU VAHÎDETTİN'E YÜKLEDİLER
4 padişah kardeşin sonuncusu Altıncı Sultan Mehmed Vahîdeddin (1918-1922), Meşrûtıyet'te padişahlar devleti yönetmedikleri halde, imparatorluğu batırıp kaçanların bütün sorumluluğu üzerine yüklenerek tahttan indirildi, az sonra yalnız halîfe sıfatı kalmış olarak Türkiye'den ayrıldı.
Hükümdarlarımızın 15'inin bu suretle tahttan indirilip öldürülmelerinde, kendilerinin ve hânedânın kusuru yoktur. Yöneticilerin ve bir kısım halkın suçudur. Benzer olaylar Avrupa tarihinde de olmuştur, fakat bizden çok, çok daha azdır. Oralarda hükümdarlar hayatlarının sonuna kadar tahtlarını muhafaza etmişlerdir. İngiltere Kralı Üçüncü George (Corc) (1760-1820), son 9 yılında delirdiği halde bile tahttan indirilmeyip oğlu nâib ilân edilmiştir. Osmanoğulları Hânedânı'nın kadrini bilmediğimiz, 1924 sürgünü ve ellerinde ne var ne yoksa alınıp madrabazların eline geçmesiyle sâbittir. Hânedânın diğer noksanlarına başka bir sohbetimde değinmek istiyorum...