Günümüze yaklaştıkça tarih dediğimiz insan geçmişinin değişimi âdetâ hız kazanır. Olayların akışının yoğunluğu akılları karıştırır. Şu veya bu tarihte ne olup bittiğini, o tarihte şunun veya bunun bulunup bulunmadığını sevgili okuyucularım çok merak ederler. Bu küçük kısa sohbetimde 1900 yılını seçtim. 110 yıl öncesi... O yılı hatırlayan insanoğlu bugün yoktur. 1 asırdan (yüzyıldan) ve 3 nesilden uzun bir zaman parçasıdır (tarihçilere göre bir nesil=kuşak, bir asrın üçte biri yani 33 yıldır). 110 yıl içinde 1.5 milyar nüfustan 7 milyara çoğalan insanoğlu, dedelerimiz, bakalım nasıl bir dünyada yaşıyorlardı: 1900'de radyo, TV, uçak, tank yok. Ama telefon, telgraf, tren, hattâ son keşifler olarak elektrik ampulü ve röntgen mevcut. Sinema sessiz. Otomobil denen acayip araç şu veya bu ülkede hayretle seyrediliyor. Telgraf çoktan 40 yılını doldurmuş. Daktilo (yazı makinesi) kullanıma girdi. Modern cerrâhî (operatörlük) başladı. Matbaa dizgisi elle yapılıyordu. ŞEHİRLER HIZLA DEĞİŞİYOR Şehirler havagazı ile aydınlatılıyor. Elektrik bir kaç şehirde başladı. Büyük Amerika ve Avrupa şehirlerinde metro denen yeraltı trenleri yapıldı. İstanbul'da bile 30 yıllık Tünel denen kısa bir metro hattı mevcut. Enerji kaynaklarımız maden kömürü ve gittikçe ağırlığı artan petrol. Havagazı, kömürden elde ediliyor. Ampulü bulan Edison, sesi kaydetmeyi de başardı. Kovan çalan gramofonlar piyasaya verildi. Yelkenli gemi tarihe karışmak üzere. Artık kömürle işleyen demir tekneler denizlerde sür'at yapıyor. Daha bir savaşta kullanılmamakla beraber bir kaç devlette denizaltı da var (biz Osmanlı Türkiyesi'nde de 2 adet mevcut). 1900 yılı başı dünya nüfusu tahmini 1.491.000.000. Dünyada sadece bağımsız 52 devlet var. Bunlardan 9'u resmen büyük devlet sayılıyor: İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya, Birleşik Amerika, Avusturya-Macaristan, Türkiye, Japonya, İtalya (önem sırasıyle yazmaya çalıştım). İspanya artık bu statüde değil. Çin bile bu statüye alınmamış. Resmen büyük devlet şu demek: Aralarında büyükelçi (ambasadör) teâtî eden devletler. Anılan 9 devlet dışında kalan 43 devletin teâtî ettikleri elçilere ministr (orta elçi) deniyor. Bu dehşetli eşitsizlik 1945'ten sonra kaldırıldı. Artık Lüksemburg'la Amerika bile biribirine büyükelçi gönderiyor. Orta elçilik tarihe karıştı (unvan olarak kullanılabiliyor). Dünyanın 1.5 milyar nüfusunun 350 milyonu Çin'de yaşıyor. 9 büyük devlet 850 milyon nüfusu paylaşıyorlar. Geri kalan 43 devlete kalıyor toplam 290 milyon nüfus... Zira bir sömürgeler dünyasındayız. Emperyalizm doruk çizgisinde ve hâlâ doymak bilmiyor. Büyük devletlerden yalnız 2'si cumhuriyet (Fransa ve ABD). Gerisi monarşi (imparatorluk veya krallık). Birleşik Amerika ve Japonya'nın büyük devlet statüsüne 10 yıl önce alındıklarına herhalde hayret edersiniz. Bağımsız Müslüman devletler Türkiye, İran, Afganistan, Fas'tan ibaret ve sonuncusu bir kaç yıl sonra bağımsızlığını kaybedecek. 3 de Budist devlet mevcut: Çin, Japonya, Tayland. 45 Hristiyan devletten 6'sı Ortodoks: Rusya, Romanya, Sırbistan, Karadağ, Yunanistan, Etyopya. 39'u Katolik veya Protestan. Asya kıt'asında sadece 5 devlet: Çin, Japonya, Tayland, İran, Afganistan. Türkiye 3 kıt'ada ama eskiden beri -başkenti Avrupa'da olduğu için- Avrupa devleti sayılıyor. Afrika kıt'asının onda dokuzundan fazlası Türkiye, Fransa, İngiltere, Portekiz, İspanya, İtalya, Belçika, Almanya arasında paylaşılmış. Kölelik artık bütün dünya devletlerinde resmen yasak. Korkunç sanayileşme hamlesi ve milyonun üzerinde 17, yarım-bir milyon arası 30 şehir oluşmuş. 288 dünya şehrinin nüfusu 100.000'in üzerinde. 2 milyonu geçen sadece 4 şehir: Londra, 6.1, New York 4.5, Paris 4.1 ve Berlin 2.4 milyon. Paris, Viyana, İstanbul, Londra, Petersburg gibi imparatorluk taht şehirlerinde çok rafine hâle gelmiş, fevkalâde incelmiş, yüksek estetik çizgiyi yakalamış insanlar yaşıyor. Soylu, burjuva, hattâ işçi ve hizmetkâr tabakalarından olsunlar, olağanüstü bir terbiye ve konuşma âdâbı içindeler. Basın gelişiyor, tirajlar artıyor, okuma yazma bilenler çoğalıyor. İLİM VE TEFEKKÜR DORUKTA Şiir ve musikiden doğrusu herkesin nasibi vardı. Zira 19. asır, bütün tarihin en büyük bestekâr, virtüöz, şair, yazarlarını yetiştirmişti (bizde de öyle). İlim ve tefekkür ise dorukta. Her yıl bir kaç icat, insanlığın gündelik hayatını değiştiriyor. Artık at değil, tren, telgraf, telefonla ulaştırma ve haberleşmeyi sağlayan insanlık uçağın, radyonun, elektriğin eşiğinde... Tarihçiler 1900 yılını, tarihin en bahtiyar dilimlerinden biri kabûl ederler. Gerçekte 1.5 milyar insan, hepsi mutlu değilse bile, huzur içinde idi. Avrupa, zenginliğinin doruğunda idi (bu durumunu 1945'te kesin olarak ABD lehine kaybedecektir). Bütün dünya tarihinin en büyük felâketine 15 yıldan az kaldığını söyleseniz, size Londra'da, Paris'te, Petersburg'da, Berlin ve Viyana'da olduğu kadar, İstanbul'da da kahkaha ile gülerlerdi. Haddeden geçmiş bir medeniyetin üst çizgisine ulaşmakla mağrur Avrupa, Osmanlı Türkiyesi'ni de anaforun içine çekerek toplu bir intihara mahşerin dört atlısının meş'um hızıyla öylesine gidiyordu ki, yeni açılan asrın ilk 15 yılının mutluluk iklimi içinde, diyebilirim ki, fark edilmedi bile...