27 Mayıs İhtilali 'lordlar kamarası' kurdu

A -
A +
27 Mayıs İhtilali 'lordlar kamarası' kurdu

İSMET PAŞA OTORİTESİNE TEPKİ Türk milletinin Menderes'i can ve gönülden sevme sebeplerinden birisi, İsmet Paşa'nın baskıcı otoritesine tepki idi. 27 Mayıs 1960 darbesi gibi Türkiye Cumhuriyeti'ni rayından çıkaran, çok olumsuz çok çirkin olayın 60. yılında bir şeyler söylendi ve yazıldı. Ben, az kişinin bildiği veya bildiği halde derinliğine inmediği bir şeyler sunacağım... Seçime girmesine izin verilen ilk muhalefet partimiz olan Demokrat Parti 1950, 1954, 1957 seçimlerini kazandı ve 10 yıl Türkiye'yi yönetti. 1954 seçimlerinde aldığı yüzde 57 oya bir daha hiçbir partimiz erişemedi. 1950 seçimlerini Adnan Menderes değil, partinin kurucu genel başkanı Celâl Bayar kazandı ki Atatürk'ün İnönü yerine başbakan atadığı kişidir (1937-38). Partinin 4 kurucusundan biri olan Ord. Prof. Dr. Fuad Köprülü'nün başbakan olması bekleniyordu. Türkiye'nin 20. asırda yetiştirdiği en büyük tarihçidir. İsmet Paşa yerine cumhurbaşkanı seçilen Celâl Bayar, Köprülü'yü değil, Adnan Menderes'i başbakan yaptı. Herkes şaşırdı. Bana göre Bayar, Köprülü'nün çok büyük kültüründen, Ziyâ Gökalp mürîdi milliyetçiliğinden, dillere destan otoritesinden çekindi. Bu durumda, millî eğitimi seçip o zamanki tabirle maârif vekîli olması beklenirken Köprülü, Tanzimat'tan beri en prestijli ve önemli sayılan hâriciye'yi (dışişleri bakanlığı) istedi. Bayar, bir defa daha kırmamak için kabûl etti. Koca Köprülü'nün uzun (1950-57) dışişleri bakanlığında bir parlaklık göstermediğini, hattâ birkaç ağır hata yaptığını mahcûbiyetle yazıyorum. Niçin mahcûbiyetle? Çünkü Köprülü, benim üstâdımdır. Onun yazdığı her şeyi çocuk yaşımda ezberlercesine okudum ve metodolojisini kavrayıp tarihçi oldum (oğlu tarihçi Orhan Köprülü, beni babasının öğrencileri arasında saymıştır: Fuad Köprülü, Türk Büyükleri Dizisi 64, Kültür Bakanlığı, 1987, s.13). Halbuki Köprülü, millî eğitim bakanı olsa idi, millî eğitim ve kültürümüz bugün çok gelişmiş, milletimiz büyük kültür buhrânını yaşamamış olurdu. Yüce Türk milleti Başbakan Menderes'i öylesine can ve gönülden sevdi ki, bütün Türkiye tarihinde o derecede popüler bir devlet adamımız olmadı diyebilirim. Bu sevgide, İsmet Paşa'nın çok baskıcı otoritesine tepkinin de etkisi kesindir. Paşa, yalnız 1938-1950 arası Millî Şef'liğinde değil, Atatürk dönemindeki uzun başbakanlığındaki (1923-1937) icrâatta -bilhassa bazı olaylar dolayısıyla- sorumlu sayılıyordu. Menderes, Meclis kürsüsünden şu cümleyi telaffuz etti: "Halka mâl olmuş inkılâplar, halka mâl olmamış inkılâplar vardır." Atatürk inkılâplarını kül hâlinde bir bütün, hattâ dokunulamaz dogmalar şeklinde algılayanlar, başta böyle eğitilmiş genç subaylar, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nı mimlediler. Ancak sel gibi akan halkın sevgisi karşısında durmak mümkün değildi. Menderes, millete, verdiği oy'un mutlak değerini ve ekonomik kalkınma kavramını belletmişti. Nüfus 1950 ile 1960 arasında Türkiye'de 20.947.000'den 27.755.000'e, İstanbul şehrinde 1.010.000'den 1.460.000'e, Ankara şehrinde 287.000'den 646.000'e yükselmişti. Üstelik köylü ve kasabalı nüfus, hızla şehirlere akmaya başlamıştı. Ancak 1957'de oyu gerileyen (yüzde 53'e düştü) Menderes, İsmet Paşa'nın yıkıcı muhalefeti ile karşı karşıya idi. Sinirleri yıprandı, soğukkanlılığını kaybedip birkaç önemli yanlış yaptı. 1959'da büyük finans krizi çıktı. Başta İstanbul, şehirlerde iş hayatını çok sarstı. En zaruri maddeler (meselâ kahve, oto lastiği) karaborsada idi. Sanayileşemeyen Türkiye, döviz darboğazı içinde kavruldu. Büyüyen şehirlerimizin ihtiyaçlarını ithal edemez duruma düştü. Emekli ve subay maaşları, enflasyon içinde eridikçe eridi. Basınla iktidarın arası açıldıkça açıldı. ABDÜLAZİZ HAN DARBESİNİN TAKLİDİ 27 Mayıs İhtilâli, 30 Mayıs 1876'da Süleyman Paşa'nın yaptığı Sultân Abdülazîz darbesinin aynı planla taklididir. 84 yıl sonra tekrarıdır. 1 yıl erken seçim kararı alıp iktidar yükünü Cumhuriyet Halk Partisi ve İsmet İnönü'ye yükleyemeyen Demokrat Parti'den çok fazla bilhassa Adnan Menderes için yapıldı. Bir dönem seçim kaybetse bile, Menderes'in, halkın sevgisini kaybetmesinin imkânsız bulunduğu kesin teşhisini yapanlar için, Menderes'in vücudunu ortadan kaldırmaktan başka çare yoktu. Bu hedefi gizlemek için yanına birkaç kişiyi katmak gerekiyordu. Dışişleri Bakanı Fatin Rüşdü Zorlu ile Maliye Bakanı Hasan Polatkan seçildi. Zorlu, general oğlu, birinci sınıf diplomat, düğününde Atatürk'ün bulunduğu bir milliyetçi idi. Babası Rüşdü Paşa ve kendisi Akabe ve Kıbrıs konularında İngiltere'yi atlattıkları için bu devletçe mimlenmişti. İçişleri Bakanı Dr. Namık Gedik'le Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri'nin işleri Yassıada kepazeliğinden önce bitirildi. Ama darbe, asıl ordumuza karşı yapıldı. Genelkurmay başkanı, büyük komutanlar, birkaç yıllık delikanlı subayların en ağır hakaretlerine uğradı. 240 general ve binlerce subay ordudan atıldı. Bu kadronun yetişmesi için yoksul Türk milleti, boğazından kesip fedakârlık yapmıştı. Atatürk'ün kurduğu rejimde subayın politikaya karışması kesinlikle yasaktı. Zira Atatürk, politikaya giren, darbe yapan subayların 2 milyon vatandaşımızın ölümüne ve imparatorluğumuzun kaybına sebep olduğunu yaşamıştı. Geniş ölçüde Fransa modeline dayalı, 1918-1939 dönemi Avrupası'nda genel rejim olan otoriter yönetimle idare edilen bir cumhuriyet kurmuştu. Bu rejimde millî irade Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce temsil ediliyordu ve bu temsil ortaklık kabûl etmiyordu. 27 Mayıs ihtilâli Atatürk rejimini rafa kaldırdı. Tekrar tekrar hatalara düştü. Üstelik eylemci komünizmi de getirerek Merkez Sağ partilerine karşı düşmanlığı şiâr edindi. Darbeci genç subayları ölesiye senatör yaparak, lordlar kamarası kurdu. Faşist ve mağlûp Japonya, Almanya, İtalya, 1945'ten sonra birkaç yıl içinde tam demokrasiye geçti. Türkiye'de ise Batı standartlarında gerçek demokrasiye hâlâ geçilmiş değildir.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.