3 Kasım'a doğru

A -
A +

Ekim'in ilk haftası, seçim tarihi krizinin atlatılması ile sona eriyor. Berbatlığı üzerinde ittifak edilen yasal zemini ve kuralları değiştirilmeden gidilen 3 Kasım seçimleri sonunda tam 1 ay sonra oluşacak siyasî kompozisyon için tereddütler vardır. Hattâ medyayı izlerseniz, bugünkinden elverişli bir tablonun ortaya çıkmasına ihtimal verenlerin azlığı gözden kaçmıyor. O halde 3 Kasım üzerinde bunca ısrar, hattâ baskı, nereden kaynaklanıyor? Halkımızın çaresizliğinden... Bu hususu, teessürle, üzülerek yazıyorum. Ekonomik kriz, milleti perişan etti. Öfkeli, kızgın, acılı seçmen kitleleri, bir vakit önce sandığa erişmek istedi. Bakalım ne yapacaklar? Bununla beraber, artık politik krize dönüşen ekonomik buhranı aşmanın en kestirme çaresi demokrasilerde, seçime gitmektir. Seçimin çare olmadığı fikri, demokratik değildir. Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Deniz Baykal, Kemal Derviş, Tansu Çiller, Tuğrul Türkeş, Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz, Recai Kutan, İsmail Cem, Cem Uzan, Besim Tibuk, Muhsin Yazıcıoğlu, Sadettin Tantan ve daha bunlara benzer medyatik, pek çok anlı şanlı isim... Türk seçmeni, Batı demokrasilerindeki iki isimli tercihe mahkûm değil. Kat kat pusulayı açacak, gözüne kestirdiğine mührünü basacak. Halbuki demokrasimiz böyle başlamamıştı. İşimiz kolaydı. Önünüzde iki pusula: Demokrat Parti (Kır At) ve CHP (6 Ok)... Mührünüzü ister Adnan Menderes'e, statükocu iseniz İsmet Paşa'ya basardınız. Millî irade oluşurdu. Bilge ve gerçek tecrübe sahibi bazı kişiler, 3 Kasım 2002 seçimlerinin zorunlu olduğunu, fakat tablonun düzelmesi için ardından bir seçim daha gerektiğini söylüyorlar.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.