Üç önemli konu Türkiye'nin gündemindedir. Birincisi, Asya Devletleri Zirvesi'nden sonra Gazze sorununu daha geniş çapta milletlerarası alana taşımamızdır. Birleşmiş Milletler komisyonunun kararını bekleyecek ve takipçisi olacağız. İsrail'i değil, Yahudileri hiç değil, Türk olan vatandaşlarımız Mûsevileri hiç mi hiç değil, yalnız ırkçı Netanyahu hükûmetini, hattâ bu hükûmetteki sadece 7 aptal adamı suçladığımız unutulmamalıdır. Meseleyi İsrail'in kuruluşuna, Sultân Abdülhamîd'e kadar götürüp iç politika malzemesi yaparsak, antisemitik çizgiye taşırız. Bundan böyle İsrail'in Filistinlilere kötü muamele yapmak için epey düşüneceğini umuyoruz. Bu da Tayyip Erdoğan'ın sayesindedir. Arap âlemine kalsa idi zulüm metodları sürüp gidecekti. Ayrıca Doğu Kudüs'ün, Harem-i Şerîf'in İsrail yönetim, egemenlik ve sınırları içinde kalmasına razı olmayacağız. Gerisi Arapların işidir. Arap devletlerini yönetenleri de kızdırmamamız gerekiyor. İkinci konu, Anayasa Mahkemesi'nin vereceği karardır. İç politikada etkileri olacaktır ama, mübalağa da etmemelidir. Zira gelecek Meclis'in yepyeni bir anayasa yapacağından şüphe yoktur. Bu anayasa ile daha fazla ilerleyemeyeceğiz. Türkiye'nin geleceği bakımından kapital konu ise, BM Güvenlik Konseyi'nin dün geceki oylamasıdır. Bizim kullanacağımız oy çeşididir. Türkiye'nin dış politika yönünü çizecektir. Çocuklarımızın geleceği, sınırlarımızın güvenliği ile ilgilidir (bu yazımız oylamadan önce kaleme alındı). Üstelik bu Güvenlik Konseyi oylaması, Asya'yı, Asya tarihini de etkileyecektir. Onun içindir ki dünyanın ilgi odağı hâline geldi. Epey yüklü gündemle haftayı kapatacağız. Karakteristik olan, dış politikada gittikçe yoğunlaşmamızdır. Bu da Türkiye'nin büyümek çabalarının sonucudur.