Bugün, Türkiye tarihinin en meş'ûm olaylarından birinin, tam 50. yılıdır: 27 Mayıs 1960... Patrona Halil, Kabakçı Mustafa benzeri küçük rütbeli birkaç subayın darbesi... 1826'dan öncesine, yeniçerilik dönemine dönüş karakterinde tam bir irticâ hareketi... Atatürk'ün son başbakanı, mevcudiyetinin bütün zerrelerine kadar -hattâ ifrat dozda- Atatürkçü olan cumhurbaşkanını, askerî şerefi onu korumakla orantılı bulunan bir albayın, alnına tabanca dayayıp tutup götürmesi... Milyarları olduğu kuyruklu yalanı ile halkın aldatıldığı cumhurbaşkanının İş Bankası'nda 110 lirasının çıkması... Yüzbaşıların arkasında yürüyen orgeneraller... Bir yüzbaşının tabanca çekip 1. Ordu komutanına devlete isyanı kabûl ettirmesi... Türkiye tarihinde halkımızın en büyük sevgisine erişmiş başbakanın, iki bakanı ile birlikte en feci şartlarda idam edilmesi... Askerin politikadan uzak durması ve millî irâdeyi mutlak şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin temsil edeceği esası üzerine kurulan Atatürk rejiminin tepetaklak olduğu bu darbe, tabiatiyle iki düzine âsî subayın eseri değildir. Arka planda, dehşetli kindar kışkırtıcılar ve nihayet ABD vardır. İhtilâlcilerin ilk işi, (NATO ve CENTO'ya bağlıyız) beyanı ile Washington'ı temin ve tatmin etmek oldu. Türkiye'de eylemci komünizm bu darbe ile başladı, hâlâ devam ediyor. Dünya tarihinde kusursuz iktidar yoktur. En büyük çapta devlet adamı Menderes'in de büyük kusurları vardı. Üç defa üst üste seçim kazandı (1950, 1954, 1957). 1961 seçiminin 1960'ta olacağını ilân etse, ihtilâl gerçekleşmezdi. Seçimi de İsmet Paşa kazanacak, Demokratlar muhalefette nefes alacaklardı. Siyasî darbelere yol açılmayacak, demokrasi gelişip yerleşecekti. Silâhlı kuvvetlerimizin çok değerli binlerce subayı, canlarından fazla sevdikleri ordularından atılmayacaklardı. Menderes'in son dönemindeki finans krizi, en zaruri maddelerin bulunmaması, İstanbul imarındaki ilkellikler, çarpıklıklar, 21 milyondan 10 yılda 28 milyon nüfusa ulaşan Türkiye'yi zora soktu. Subay ve emekli maaşları çok yetersiz kaldı. Ancak Menderes'i asıl düşüren ortam, ekonomik kalkınmanın kültürel kalkınma ile paralelleştirilememesi ile oluştu.