Kemal Derviş, 1990'lı yılları Türkiye'nin pas geçtiğini, değerlendiremediğini, borç ve yüksek faiz batağına düştüğünü vurguladı. Acaba niçin? Niçinini açıklamak, ekonomi veya hazine bakanının konusu değil. Biz söyliyelim: Türkiye'de bütün kalkınmayı sağlayan Merkez Sağ'ın, bölünmüşlüğü sebebiyle. İki parti hâlinde kalsalar dahi ANAP'la Doğru Yol ve büyük çapta iki lider, Demirel'le Özal, samimi işbirliği yapabilse idiler, bu güç, 90'lı yıllarımızı altına çevirmeye muktedirdi. Merkez Sağ'ı 12 Eylül parçaladı. 12 Eylül, partileri güyâ düzenlemek kapital hatasını yaptı. İkisi Sağ, biri Sol 3 merkez partili, Çankaya'nın kolayca müdahale edebileceği bir sistem tasarladı. Özal, Sunalp'in partisinin hakkından geldi. Fakat, referandum sonucu Demirel yeniden politikaya girince, Merkez Sağ, karpuz gibi ortasından ikiye bölündü. Biribirlerini küçültmek gibi olumsuz bir siyasetin esiri oldular. 1999 seçimlerinin üzerinden şimdi tam 2 yıl geçti. Bu seçimlerde Milliyetçi Hareket Partisi, önemli şekilde ileri çıktı. Türk milliyetçiliğinin Atatürk'le ve Cumhuriyet'le hiçbir meselesi bulunmadığı için, kolayca Merkez Sağ'daki büyük boşluğu doldurabilirdi. Kadrosu yetmedi. Bu boşluğu dolduramadı. Ortağı Ecevit'i kapital hatalarında uyaracağı yerde, ona uyarak bu hatalara ortak oldu. Dehşetli bir popülizm, kopkoyu bir devletçilik, demokrasiye karşı çekingen bir cumhuriyetçilik, Türkiye'yi gerilere itti. 1980'lerin ortasındaki parlak tablo ortadan kalktı. Bir de, bizdeki akl-ı evvellere göre ölümsüz sayılan Sovyetler Birliği dağılınca, şaşkına döndük. Elbette gayretler oldu. Demirel elinden geleni ve gelmiyeni yaptı, her türlü uyarıda bulundu. Ancak Türk ve Türkiye, rayına oturamadı. Dış kaynaklı korkunç bir iç savaş, onun getirdiği her türlü çöküntü, arkasından sanayi bölgemizi vuran yüzyılın büyük depremi, bizi 2001 yılının şartlarına sürükledi...