Bu yılın Aralık ayında AB, Romanya ile Bulgaristan'ın üyelik müzakerelerinin başlama tarihini kararlaştıracak. Türkiye, bu iki Karadeniz komşusu ile birlikte kesin müzakere tarihini elde etmek istiyor. Aksi takdirde AB ile ilişkilerimiz belirsiz bir döneme girecektir. Bunun alternatifi ise, rotamızın bugünkünden çok daha yoğun şekilde Washington'a çevrilmesidir. İçimizde, Washington rotasını daha hayırlı bulanlar vardır. Bunlar, Türk'ün başına 200 yıldır nice belâlar açan statükoculardır. Radikal değişmelerden ödleri kopan sözde devletçilerdir. Reform direnci bize Patrona Halil, Kabakçı Mustafa, Derviş Vahdetî irticalarını yaşattı. Her biri yenileşme (Osm. Teceddüd) hareketimizi yavaşlattı veya dejenere etti. Sonunda p.c. 2000 dolar ve yüzde 90 kronik enflasyon çizgisine düşen yoksul bir ülke hâline geldik. Daha 10 yıl önce Moskova'dan ve komünist diktatörlüğün en iğrenç uygulamalarından ancak yakasını kurtaran Romanya ile Bulgaristan ne yaptı da, Avrupa standartlarına bizden fazla yaklaşabildi? Yahut biz ne yapamadık da onların gerisine düştük? Doğru cevap bulamayan ve veremeyenlerin tarihî sorumlulukları çok büyük olur. Bu sorumluluk hemen önümüzdeki aylarda münakaşa edilecektir. Bugün çekiştiğimiz konuları birkaç yıl sonra boş, hattâ gülünç bulacağız. Yeter ki temel hedefi gözden kaçırmayalım. Teferruatı esasa takdim etmek illetinden kurtulabilelim. Temel hedef Türk'ü yoksul ve geri bir toplum durumuna düşürmemektir. Enflasyonu yüzde 10'un altına çekip p.c. 10.000 dolara erişen bir Türkiye, bütün meşru isteklerine ulaşır. Gerisi lâf-ü güzaftır. Hamaset edebiyatı mı? Bu işe soyunsam, bu yolun acemilerini bin defa katlarım. Ancak doğru politika edebiyat değil, akıl işidir. Aklını başına toplamakta aksayan milletlerin âkıbetleri vahimdir. Tarih böyle yazıyor.